Gökçek’in yakasındayız! ODTÜ’lüler nöbette! -Ömür Çağdaş Ersoy

15 yıldır Ankara’nın altından girip üstünden çıkan bir geçit sevdalısı o. Yoksul insanların evini yıkmak için rantsal düşlerle kentsel dönüşümler getiren bir villa sahibi o. Sudan bahanelerle musluklarımızdan zehir akıtan bir siyasetçi o. Her gün binlerce Ankaralıya “paran kadar ulaşırsın okuluna, işyerine, evine” diyen bir zam canavarı o. Kömür dağıtmak doğal ama ısınmak için cüzdanını yakacaksın arkadaş diyen bir doğalgaz satıcısı o. Öğrencilere verdiği bursları, nasıl etsem de bir yolunu bulsam diyerek yolsuzluğu seçen bir utanmaz o. “Melih’im gözü kara Melih’im; Yıkarım ODTÜ’yü de Yıkarım” diyen bir yıkım ustası o. Son seçim vaadiyle Ankara’yı Disneyland’a çevirmeye ömrünü adayan bir Walt Disney kahramanı o.

Ankara Büyükşehir Belediyesinin önündeyiz. Kimler gelip geçmedi ki belediyenin önünden. Dikmen Vadisi halkı, üniversiteliler, liseliler, meslek örgütleri, Mamak halkı, demokratik kitle örgütleri… Herkesin bir derdi vardı belediyeyle, Melih Gökçek’le. Ankara’nın simge mekanlarından Güvenpark yıllardır alışık belediyenin önündeki eylemlere.

O’nun kapısındayız işte. Oturduk bekliyoruz. Derslerimizi, arkadaşlarımızı bıraktık geldik. Oturmamızın ardında bir onur meselesi var. Nöbetin bizim sözlüğümüzdeki karşılığı, Gökçek’in ruh ve sinir sağlığını bozmak! Gerçi ODTÜ dedikçe saçları diken diken oluyor Melih Gökçek’in. Patlatacak balon arıyor, olmadı tehditler savuruyor.

3 Mart Salı günü Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin önünde ODTÜ’lüler olarak başlattığımız eylemimiz sürüyor. Öfkemizi ve ısrarımızı anlatmak için bazen kelimeler yetmiyor. Ama çoğu zaman olur ya hepimize, yetti artık burama kadar geldi deriz ve gırtlağımızı gösteririz ya. Halet-i ruhiyemizi herhalde en iyi anlatan hareket bu. İşte her şey, bir arkadaşımızın nöbetin ilk günü belediye önüne gitmeden ODTÜ yemekhanesinde yaptığı konuşmayla başladı. “Bizim artık sabrımız taştı. 15 yıldır Melih Gökçek’in zulmü altında yaşamaktan, okulumuza gitmek için otobüse dolmuşa fahiş fiyatlar ödemekten bıktık. Buramıza kadar geldi(gırtlağını göstererek). Okulumuzu yıkma tehdidinde bulunan Gökçek’in yakasına yapışmaya gidiyoruz.”

3 Mart Salı, 14.00, Ankara Büyükşehir Belediyesi önü. Ortalıkta onlarca resmi ve sivil polis var. Belediyenin kapısı tutulmuş durumda. Hani derler ya korku dağları beklemez diye. Ama gördük, korku belediyeyi ve Melih Gökçek’i bekliyor. Polislerin dışında bir de basın ordusu var. Meraklı gözlerle bekliyorlar, çünkü ODTÜ’lüler gelecek.

5 kişiyiz. Elimizde kartonlar, dövizler, resimler… Belediyenin önüne yürüyoruz. Kameralar bize doğru dönüyor, polis hareketleniyor, yüzlerinden belli ki oldukça gerginler. Bizim yüzümüzdeyse muzip ve kararlı bir gülümseme. Belediyenin önündeki yolda duruyoruz. Önce büyükçe bir karton seriyoruz yere, üzerinde “ODTÜ’lüler Nöbette, Gökçek Nerede?” yazıyor. Sonra oturuyoruz. Elimizdeki renkli kartonları kaldırıyoruz: “Ulaşım Çok Pahalı, Okula Nasıl Gidelim, ODTÜ’yü yıkacak mısın, İçirdiğin Zehirli Sular Yetmedi mi, Isınamıyoruz-Doğalgaz Zamları Geri Alınsın, Müşteri Değil Öğrenciyiz!” Kameralar kısa bir süre sonra yanımızda duran bir Gökçek resmine yöneliyor. Resmin üzerinde bir konuşma balonu: “ODTÜ’yü Yıkacam, Disneyland Yapacam!”. Muhabirler ve çevrede toplanan Ankaralılar gülüşmeye başlıyor.

Sıra basına ve kamuoyuna açıklama yapmakta. Herkes merak ediyor neden burada olduğumuzu ve oturduğumuzu. Kısa bir konuşmanın ve açıklamanın ardından Ankaralılar birerli ikişerli geliyorlar yanımıza. “Aferin çocuklar” seslerine “Gökçek’ten bıktık artık!” nidaları karışıyor. “Sizinle gurur duyuyoruz, ne varsa gençlikte var!” cümlesi yüreğimizi okşuyor. Bu arada Gökçek’i bekleyen korku, yani polis, yanımıza yaklaşıyor ve “Ancak 10 dakika oturmanıza müsaade edebiliriz” diyor kısık bir sesle. Sesimizi yükselterek: “Sizden müsaade isteyen yok! Gökçek 15 yıldır burada oturuyor, bizim 10 dakika oturmamıza mı tahammül edemiyorsunuz” diyoruz. Çevredeki insanlar alkışlarıyla destekliyorlar yine. Vakit ilerledikçe ziyaretçilerin de sayısı artıyor. İki tiyatrocu arkadaşla tanışıyoruz. Kartonlarını alıp gelmişler: “ODTÜ’lü arkadaşlarımızın yanındayız” yazıyor kartonda. Seviniyoruz, sıcacık gülümsüyoruz onlara, soğuğa aldırış etmeden. Saatler geçiyor, sohbetler uzuyor. Bir teyzemiz simit alıp getiriyor, acıkmışızdır diye. Sonra çay geliyor çevredeki kurumlardan. İçimiz daha da ısınıyor. Çeşitli üniversitelerden ve liselerden birçok arkadaşımız geliyor desteğe. Peki ne istiyorsunuz diye soruyor bir amca. ODTÜ’nün şartlarını açıklıyoruz. Eğitimimize devam etmek için sahip olmamız gereken temel haklarımızdan bahsediyoruz. Ulaşımdan, doğalgaza, yurt sorunundan burs hakkımıza kadar birçok şart sıralıyoruz. Kent yönetiminde halkın ve üniversitelilerin de söz hakkının olması gerektiğinden bahsediyoruz. Sohbet koyulaştıkça sorunlarımızın ne kadar ortak olduğunu görüyoruz. Ve bizi buluşturan şey Melih Gökçek’in kendisi, politikası, Ankara’ya ve Ankaralılara yaptığı zulüm diyoruz.

Hava kararmak üzereyken toparlanmaya başlıyoruz, ertesi gün aynı saatte yine aynı yerde buluşmak ve Gökçek’i beklemek üzere.

Dolmuşla ODTÜ’ye geri dönerken yüzümdeki mutluluğun yanı sıra derin düşüncelere dalıyorum. Birkaç saatlik manzara, aldığımız destek, yaptığımız sohbetler öfkemi kabartıyor. Evet, diyorum kendi kendime, Gökçek bu kentten kesinlikle gitmeli. Haklarımıza sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Okula döner dönmez karşılaştığımız herkese nöbetten bahsediyoruz.

Ertesi sabah erken saatte ODTÜ’de buluşuyoruz. Elimizde afişler, bildiriler, nöbette çektiğimiz fotoğraflar. Bütün okulu donatıyoruz. Merakla okuyor ODTÜ’lüler afişleri. Sohbetler başlıyor yine. Nöbet devam edecek mi, biz de gelelim, peki okulda neler yapabiliriz vs.

ODTÜ, okuluna sahip çıkıyor. Nöbet alanı artık bir halk kürsüsü. Öfkemiz dünden daha büyük. Sanki Melih Gökçek hemen şimdi buldozere atlayıp ODTÜ’yü yıkmaya gelecekmiş gibi bileniyoruz kavgaya. Sanki Melih Gökçek yarın yine ulaşıma zam yapacakmış gibi öfkeleniyoruz bir kez daha. ODTÜ’den belediyenin önüne, belediyenin önünden ODTÜ’ye gidip geleceğiz daha uzun bir süre. Sonra bir şimşek çakıyor aklımda. Ve ardından bir kahkaha: “Gökçek, ODTÜ’den Belediyenin önüne bir alt geçit yapsa ya!”

İlginizi çekebilir

Haberler

Antalya’da ulaşım zamlarına üniversitelilerden ‘HAYIR’

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ulaşıma yaptığı zamlar üzerine üniversiteliler zamların geri çekilmesi için imza kampanyası başlattı  Antalya’da üniversiteliler ulaşıma yapılan zam ve kötü ulaşım koşullarına karşı imza kampanyası başlattı. İki yıl üst üste %45’i bulan ulaşım zamları, gitgide pahalılaşan eğitim sistemi içerisinde üniversitelileri daha da okuyamaz hale getirdi. Bunun üzerine üniversiteliler fakültelerde ve üniversitelilerin yoğun olduğu otobüs duraklarına giderek imza kampanyasını yaygınlaştırdı. devamı▶

Haberler

KTÜ’de üniversitelilerden 1 Mayıs öncesi coşkulu şenlik

Üniversiteliler KTÜ’de 1 Mayıs öncesinde uzun zamandır şenlik yapılmamasına tepki olarak kendi ‘özgür şenliklerini’ gerçekleştirdi. Şenlik üniversiteliler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. 28 Nisan Pazar günü, KTÜ’de uzun zamandır şenlik yapılmamasına tepki gösteren üniversiteliler kendi özgür şenliklerinde bir araya geldi. “Gençliğin ritmi değiştirir memleketi” sloganıyla buluşan üniversiteliler Karadenizli sanatçı Korhan Özyıldız’ın ve Kolektif Müzik Atölyesi’nin katılımıyla 1 Mayıs öncesinde özgür şenlikte devamı▶

Haberler

Mamak’ta cinsiyet eşitliği ve evrim dersleri veren üniversitelilerle röportaj

Eğitimde dinselleşme-gericileştirilme adımlarının yeni müfredat değişikliği ile atılmasına karşı bilimi, eşitliği savunarak mahallerdeki liselilere ders vermeye giden üniversiteliler ilk gün cinsiyet eşitliği  ve evrim dersleri verdi Yeni müfredat değişikliğine ülke genelinde tepkiler büyürken üniversiteliler de ”Müfredat biziz” diyerek müfredattan çıkarılan, hiç eklenmeyen dersleri liselilerle buluşturdu. Ankara Mamak’ta başlayan dersler ilk gün cinsiyet eşitliği ve evrimdi. Üniversiteden gelen gönüllülerle ve liseli devamı▶

No Picture
Haberler

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Sabah ve ATV emekçilerine destek

Sabah ve ATV emekçilerinin sendikal örgütlenmede gösterdiği ilerleme, tüm basın camiasında olduğu gibi, akademide de heyecan yarattı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Haluk Geray, mezun olan öğrencilere yaptığı konuşmasında, Sabah ve ATV’deki sendikal örgütlenmenin bağımsız iletişim süreçlerinin gelişmesi için umut verici olduğunu vurguladı. Geray “Bağımsız gazeteciliğin sürdürülmesi için gazetecilerin meslekteki statülerinin güçlü ve sağlam olması gerekiyor. Küreselleşme sürecinin yarattığı koşullar, devamı▶