Sahne bizim, değiştirelim!

Kazanmak güzel şey. Kazanılanı korumak; hem de tüm devlet gücüne, yalana, tehditlere rağmen korumak ise paha biçilemez. Bu yazı yazıldığı sırada henüz İmamoğlu’nun mazbatası verilmedi. (12 Nisan) AKP İstanbul’u kaybetmemek için her yolu deneyeceğini açıkça ortaya koydu. Ancak açıkça ortaya konan ve sürecin asıl belirleyeni olan ise “halkın iradesi”. Bu andan itibaren devlet gücünü elinde bulunduranlar, halka rağmen/halk iradesine karşı adım atmanın çaresizlikleri içinde debelenecek ve toplumsal muhalefet dik durduğu sürece bu çaresizlik hali sonun başlangıcı olarak nitelik kazanacak.

Büyükşehir belediyelerini kaybetmek yalnızca sembolik bir anlam taşımıyor. Belediyeleri AKP’yi iktidar yapan ve bugün de iktidarda tutan ekonomik, siyasal, kültürel hegemonyanın yeniden üretim alanı olarak tanımlamak gerekir. Yoksullaştırılanların muhtaç bırakıldığı destek ağlarının oluşturulduğu, yandaş vakıfların fonlandığı, kentin muhafazakâr inşasının planlandığı ve sermaye gruplarına rantın dağıtıldığı mekanlar olarak belediyeler iktidarı elde tutmak kadar önemli Erdoğan için.

Halkın tercihindeki kıstas da esas olarak budur. Yerel yönetimler dahil, tüm gücü merkezi idarenin elinde toplama iddiası diktatörlüğün en görünen uygulamalarından biri. Her şeyin tek adam tarafından belirlendiği rejim ile halkın siyasete katılma isteği arasındaki çelişkinin somutlandığı yer 2019 belediye seçimleri olarak ortaya çıkmış oldu.

Belediyelerle merkezi iktidar arasındaki yönetme/yönettirmeme çatışması, diktatörlükle halk güçleri arasındaki çatışmanın mevzisi haline gelecek. Dolayısıyla belediyeye yönelik her türlü müdahale, aynı zamanda halkın siyasete katılma iradesine de müdahale anlamına gelecektir. Dolayısıyla mazbata oyunlarına karşı, halkın iradesini tanıtma mücadelesi de sol açısından diktatörlük karşıtı mevzinin güçlendirilmesi görevi olarak algılanmalıdır.

Elbette bu sürecin doğal aktörü seçimi kazanan İmamoğlu ve partisi CHP’dir. Ancak halkın iradesine sahip çıkma mücadelesi sadece onların görevi olarak tanımlanamaz. Güçlü bir halk iradesi, süreklilik ve örgütlülük ile ancak mümkün hale gelebiliyor. 24 Haziran’da İnce ortadan kaybolduğu an yaşanan durumun tekrarlanmaması için, kendimizden başka güvenecek bir şeyimizin olmadığını unutmamalıyız.

Sadece seçim değil; ekonomik, diplomatik, siyasi kriz…

Seçimlere kadar hasır altı edilen ve artık ertelenme şansı kalmayan meseleler bir bir su yüzüne çıkıyor. ABD-Rusya gerilimleri, sermayenin talepleri, bankaların kurtarılma beklentileri, Suriye’de yeniden pozisyon alabilme umudu ve en çok da ekonomik kriz.

Erdoğan’ın planı, seçim kazanmış “meşru” lider olarak kendini tüm krizlere çözüm odağı olarak dayatmaktı. Ancak masaya güçlü oturmak şöyle dursun, masaya yanına kimi alıp oturacağı bile muamma.

Damat Berat’ın beklenen yapısal reform paketinden, kamu maliyesini bankacılık ve özel sektörü kurtarmak için seferber etme fikri çıktı. Muazzam bir plan olduğu herkesçe malum olan bu kurtarma paketine göre emeğin kazanılmış haklarına patronların karı için el koymayı, kurumlar vergisini (şirketlerden alınan) azaltarak vergiyi tabana yaymayı (taban =halk) vaaz ediyor damat.

İktisat fakültesindeki herhangi bir öğrencinin son dakikada hazırladığı proje ödevinin bile bu plandan daha yapıcı olabileceği ortadadır. Yanan gökdeleni, kovadaki suyla söndürmeye çalışan damat, krizi ortaya çıkaran dışa bağımlı neoliberal talan ekonomisini sorun olarak görmek yerine, onun daha fazla sömürmesini engelleyen sorunları ortadan kaldırarak krizi çözebileceğini düşünüyor. Gel gelelim ki hukuka güvenin yerlerde, halkın kazanılmış haklarına yönelecek saldırıya karşı direnişe geçme potansiyelinin – seçimlerin verdiği moral avantajının da etkisiyle- zirvede olduğu bir dönemdeyiz. 

Tüm bu ekonomik kriz, Türkiye’de seçimleri tanımama girişimleriyle büyüyen siyasi kriz ve Erdoğan’la ABD arasındaki S-400 krizi ile aynı anda yaşanıyor. Ekonomiyi kurtarmak için de aynı anda dört bir yandan yabancı para girişi aranıyor. Gemi her yerden su alıyor.

Seçimlerin verdiği moral üstünlüğü toplumsal muhalefet ve gençlik hareketi için can suyu oldu denebilir. Erdoğan’ın kurduğu iktidar düzeninin ve ona bağımlı kılınan kitle tabanının kırılganlığı bir kez daha açığa çıktı. Halkın siyasete katılmasının en geri biçimi olan sandık bile “devasa” iktidar gücünü tökezletmeye yetti. Anında iç hesaplaşmalar, gemiyi terk etmeler… Görünen o ki bu tökezleme, kesin bir yenilgiyle sonuçlandırılabilir. Ancak bu ne kendiliğinden olur ne de kendimiz dışındaki güçlerle. Şimdi tökezleyen iktidarı, gençlik hareketinin ve toplumsal muhalefetin çıkışlarıyla yerle bir etmenin fırsatıdır.

Sahne bizim, değiştirelim

Tökezleyen iktidar kimin iktidarıdır? Hiç şüphe etmeden söyleyelim: Üniversitelere o skandal açıklamaları yapan rektörleri atayanların iktidarıdır. Kampüslerimizi, getirdikleri yasaklarla hapishanelere çevirmeye çalışanların iktidarıdır. İntihalcilerin iktidarıdır. Ceren Damar hocamızın güpegündüz katledilmesine mâni olamayanların, o katliamın zeminini hazırlayanların iktidarıdır. Barış akademisyenlerini ihraç edip yerini dolduramayanların iktidarıdır.

Bu yüzdendir ki bu 1 Mayıs, gençliğin bu çürümüşlüğün iktidarına karşı kendi sözünü söyleyeceği 1 Mayıs’tır.

1 Mayıs, yine en güzel günlerin başlangıcı olarak önümüzde duruyor. Bugün ihtiyaç duyulan tüm kavramları, kendi bünyesinde barındırıyor: “Birlik, Mücadele, Dayanışma”

2019 1 Mayıs’ı, tökezleyen iktidarı yüzbinlerin katılımıyla sarsan bir bayram günü olarak örgütlenmeyi bekliyor. Bu 1 Mayıs, diktatörlüğün olası hamlelerine karşı direnişin ve caydırıcı etkinin günü olarak beliriyor.

Yalana, yandaşlığa ve geleceksizliğe mahkûm edilmek istenen gençlik, iktidarın biçtiği gömleği giymeyi her seferinde reddetti.  Mevcut olanı, gelecek için dayatılanı reddetmenin de sınırlarına geldiğimiz ortadadır. Toplumdaki bu değişim rüzgarını, örgütlü ve kurucu bir mücadelenin zemini haline getirmek de gençlik hareketinin hünerli ellerindedir.

Gençlik kitleleri üzerindeki baskının yarattığı umutsuzluk dağılma trendindedir. Yeni bir müzik, yeni bir ritm hızlı değişimlerin, sıçramalı büyümenin önünü açabilecektir. Bu 1 Mayıs’ı gençlik hareketinin yeniden sahneye çıktığı bir gün olarak planlamak gerekir.

“Kampüslerden yurtlara, öğrenci evlerinden sokaklara; gençlik 1 Mayıs’ta ülkeyi değiştirmek için yola çıkıyor” sözünü büyüteceğiz.

İlginizi çekebilir

Haberler

Malatya İnönü Üniversitesi öğrencileri yurt isyanında

Malatya’daki İnönü Üniversitesi öğrencileri Kredi Yurtlar Kurumu(KYK) yurdunda yemek ve temizlik gibi sorunlarının çözülmemesi üzerine isyana başladı (Gelişmeleri anlık olarak aktarmaya devam edeceğiz) 00.05: Üniversiteliler sürecin takibini yapacaklarını ve direnişe devam edeceklerini söyleyerek yurt odalarına çıkmaya başladı. 00.02: Yurt müdürü: “Taleplerinizi aldım. Benim elimden çok bir şey gelmiyor. Genel merkeze ileteceğim.” 23.58: Yurt müdürü üniversitelileriikna etmeye çalışıyor. 23.45: İsyandaki üniversiteliler devamı▶

Haberler

10 Ekim’in yıldönümünde Ankara’da direniş vardı

10 Ekim Katliamı’nın yıldönümünde Gar önüne çıkan tüm yollar kapatıldı, birden çok yerde saldıran polis direnişle karşılaştı 10 Ekim Ankara Katliamı’nın yıldönümünde polis sabah erken saatlerden itibaren Ankara Garı önüne çıkan tüm yolları kapattı. Gar önüne gitmek isteyenlere ise plastik mermi ve biber gazıyla saldırdı. Gar önüne gitmek isteyenlere polis saldırdı #10EkimKatliamınıUnutmadık pic.twitter.com/DsMC8xBx71 — Öğrenci Kolektifleri (@kolektifler) October 10, 2017 devamı▶

Yazılarımız

O yeşil kapitalizm imkansızdır – Pınar Usta* (Üniversiteli Gazetesi)

19.ve 20.yüzyıla “toplumsal sorunlar” damgasını vurmuştur. 21.yüzyıla ekososyal sorunların hâkim olacağını savunan Tanuro, sadece kapitalizmi reddeden bir solun bu soruna ismine layık bir çözüm getirebileceğini düşünüyor. Bunun için öncelikle ekolojistlerin anti-kapitalist, anti-kapitalistlerin de ekolojist bakış açısına ikna edilmeleri gerektiğini düşünüyor “Olası tek özgürlük, sosyal insanın, ortak üreticilerin doğayla karşılıklı ilişkilerini akılcı bir tarzla düzenlemeleri ve doğanın kör gücüne yenilmeden onu devamı▶

Ülkeden

Eskişehir’de TTB’nin yanındayız diyerek bildiri dağıtanların hepsi serbest

Barışı savunan TTB’ye yapılan operasyonlara karşı, Eskişehir’de “TTB’nin yanındayız” bildirisi dağıtırken gözaltına alınanların hepsi adli kontrol ile serbest bırakıldı Dün (31 Ocak) TTB’ye barışı savunduğu için yapılan operasyonlara karşı, Eskişehirliler “Savaşa hayır, barış hemen şimdi” diyerek Doktorlar Caddesi’nde bildiri dağıtımı yaptılar. Bildiri dağıtımı sırasında polis 5 Kolektifçi, 4 Halkevleri, 1 EMEP üyesi 10 kişiyi gözaltına aldı. Bugün(1 Şubat) gözaltına alınanlardan devamı▶