“Adam kaybetti”: Seçimler üzerine birkaç söz

31 Mart seçimleri, en özgün seçimlerden biri olarak tarihimize geçiyor. Meydanlarda beka sorunun dillendirilmesi ve biraz sürtüşme sonrası AKP-MHP ittifakının ilanıyla başladı seçim süreci. Beka sorunu vardı, çünkü diktatörlüğe onay alınması gerekiyordu. Beka sorunu vardı, çünkü ekonomik krizden önce bir seçim zaferi gerekiyordu. Beka sorunu vardı, çünkü şiddet dışında hiçbir yönetim aygıtı kalmamıştı muhalifleri kontrol eden. Meşruiyet krizi içinde kıvranan Saray’a bir onay gerekmekteydi seçimde. Plan da basitti: Hemen her ilde anlaşma sağlanıp tek adayla çıkılacaktı. CHP ve İYİ Parti’nin ittifak olması durumunda dahi pek çok yerde zafer sağlanabilir görülüyordu. HDP’nin batıda aday çıkarmayıp CHP adaylarına kimi yerde örtük kimi yerde açıktan çağrı yapması dengeyi biraz bozdu.


Tek faktör elbette HDP değildi. Seçime ertelenmeye çalışılan bir ekonomik kriz içerisinde gidildi. Sonrasında daha pahalıya patlayacağı bilinmesine rağmen türlü müdahalelerle dolar kontrol altına alınmaya çalışılsa da Ağustos ayından beri döviz krizinin yarattığı fiyat patlaması halkı ucuz patates kuyruklarına muhtaç etmişti.


Seçim süreci boyunca Saray ittifakının bütün mitingleri kara propaganda ve yalan söylemeyle geçti. Demirören Grubu’nun yakın zamanda Doğan Medya’yı tamamen satın almasıyla medyadaki tektipleşmenin eşik atlaması, bu seçim sürecinde çok net görüldü. TRT ve Anadolu Ajansı’nın sadece Erdoğan’ın çalışmalarının haber yaptığı seçim sürecinde muhalefetin medyaya yansıması çok az oldu. HDP’nin seçim reklamları bile yayımlanmadı.


Ötekileştirici söylemler, tehditler, baskılar, ekonomik krizin ertelenemeyen etkileri bu seçimde halkın siyasal tavır alışında öylesine etkili oldu ki onca usulsüzlük, medyadaki eşitsiz yer alma gibi faktörleri bile aşabildi.


Böyle bir ortamda gerçekleşen 2019 Yerel seçimleri en kısa ve öz şekilde “Adam kaybetti” cümlesiyle özetlenebilir. Niye kaybetti, kim kazandı, niye kazandı gibi sorular da toplumsal muhalefetin yeni dönem yol haritasını oluşturmak için kısa zamanda yanıtlaması gerek sorular olarak karşımızda duruyor.

Saray’dan üç büyüklere elveda

İslamcı geleneğin yüzünü hiç güldürmeyen İzmir, bu seçimde de bir sürpriz yaşatmadı ancak Ankara’da ve İslamcı geleneğin temel yükseliş dinamiği olan İstanbul’da, Saray ittifakı ciddi bir hüsran yaşadı. Her ne kadar Binali Yıldırım’ın erkenden “Kazandık” açıklaması yapmasıyla ve YSK’nın veri akışını kesmesiyle geçtiğimiz yerel seçimde Ankara’da yaşananların bir tekrarı yaratılmaya çalışılsa da AKP’nin seçim oyunları boşa çıkarıldı. Ankara’da ise Mansur Yavaş, daha rahat bir sonuçla zaferini ilan etti. Bu sonuç, üç büyük şehrin de kaybedildiği bir tablo oluşturdu.


Ankara ve İstanbul’un dışında Saray ittifakının kaybettiği bir diğer grup Adana, Mersin, Antalya şehirleri. Ortak özellikleri üç büyük şehirden sonra Türkiye ekonomisini en çok etkileyen büyük şehir olmaları ve geçtiğimiz dönemde AKP ya da MHP’de olmaları. İttifak içerisinde MHP’ye bırakılan Adana ve Mersin’de, CHP adaylarına HDP de destek verince iki ilde de CHP net bir farkla seçimi kazandı.


Bunların dışında Ardahan, Bilecik, Bolu ve Kırşehir de yıllar sonra AKP’li olmayan bir belediye başkanı görecek.


Küçük olmasına rağmen en çok dikkat çeken ilçelerden birisi de Giresun-Eynesil oldu. Bu ilçe, aklımıza 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan’ın katledildiği yer olarak kazınırken cinayetin üstünü örtmeye çalışanlara Eynesil halkı sandıkta cevap verdi. Yıllardır AKP’de olan ilçe belediyesi seçiminde, AKP adayı net bir farkla yenildi. Yine küçük bir yer olmasına rağmen dikkat çeken diğer bir seçim bölgesi de Bilecik’in Pazaryeri ilçesiydi. Kendisine mobbing uygulayan belediye başkanının karşısına bağımsız olarak aday olan Zekiye Tekin, seçimi kazanarak belediye başkanı seçildi.

Sol yanımızda heyecan, Fatsa Fikri’ne özlem: Artvin, Fındıklı, Dersim, Beyoğlu

Bu seçimde geçmişleriyle, bugünleriyle, programlarıyla heyecanlandıran adayların zaferlerine de şahit olduk. Artvin Hopa’da CHP ile ittifak kuran sol blok, son yerel seçimde Artvin genelinde ciddi bir etki uyandırdı. Her ne kadar ittifak sadece Hopa’da kurulsa da ruhu bütün Artvin’e zuhur etti. AKP’nin kalesi sayılabilecek Yusufeli’nde dahi şaibeli seçim sonunda AKP ile CHP arasındaki oy farkı sadece üç. Murgul ve Yusufeli haricinde bütün ilçeler ve Artvin merkez, muhalefet; Hopa, sol ittifak tarafından kazanıldı. Cerattepe’ye, Yeşil Yol’a, Cengiz’e karşı mücadele eden Artvin halkının mücadelesi, bu seçimle taçlandı. Karadeniz’deki bir diğer sevindirici sonuç da Rize Fındıklı’da HES karşıtı mücadelesiyle tanınan ve CHP’den aday gösterilen Ercüment Çervatoğlu’nun AKP’li adaya karşı elde ettiği net zafer oldu. Karadeniz’deki seçimlere doğa mücadelesi damga vururken toplumsal muhalefetin geri çekildiği bir dönemde sol ilkelerin potansiyelinin hala yüksek olduğunu gösterdi bize.


Heyecan uyandıran diğer seçim bölgesi de Dersim oldu. Komünist başkan Mehmet Fatih Maçoğlu, geçtiğimiz yıllarda Ovacık’taki belediyecilik deneyimini Dersim geneline yayma iddiasıyla adaylığını koymasıyla başlamasından seçim gününe kadar yaptığı çalışmayla da beş yıllık deneyimiyle de geleceğe umut aşılayanlardan oldu. Seçim sürecinde HDP ile Maçoğlu’nun adaylığına dair tartışmalar olsa da kazananın Maçoğlu ya da HDP olmasına bakılmaksızın Dersim’de kazanan, kayyumu yollayan Dersim halkı; kaybeden de kayyum ve Erdoğan’dır. Sosyalist belediyecilik deneyimiyle memleketin dört yanında heyecan uyandırmasının yanında Dersim’e kayyum atayan Erdoğan’ın adayına karşı açık bir zafer kazanmış olması demokrasi mücadelesi açısından ayrı bir önem taşımakta.


Dersim’le birlikte belki de en çok heyecanlandıran bir diğer seçim de Beyoğlu seçimleriydi. ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş’ın CHP’den Beyoğlu Belediye Başkan Adayı olarak gösterilmesiyle başlayan seçim sürecinde gayet başarılı bir kampanya örüldü. Aydınların, sanatçıların da desteğiyle İstanbul’un kalbi sayılabilecek ve yıllardır AKP’nin seçildiği Beyoğlu’nun kaderinin değişmesi herkes için ilk defa bu kadar yakın göründü. Ancak Alper Taş, son iki yerel seçimdir AKP’ye karşı alınan en büyük oyu almasına rağmen seçimi kazanamadı. Seçimdeki başarısızlığa rağmen, seçim sürecinde sürekli verdiği Terzi Fikri referanslarının, sosyalist belediyecilik programının heyecanlandırmasının sebebi önümüzdeki dönem siyasetinin kurulma dinamiklerinden biri olacağa benziyor.

Kayyumlar gitti, Kürt halkı kazandı

Geçtiğimiz dönemde Kürt illerinde HDP’nin onlarca belediye başkanı görevden alındı, bir kısmı tutuklandı ve hepsinin yerine de kayyumlar atandı. HDP açısından seçimdeki en kritik nokta, kayyum atanan belediyeleri yeniden kazanmaktı. Başta Süleyman Soylu olmak üzere, iktidarın çeşitli mecralarından sürekli “Yine kayyum atarız” tehditleri altında ilerleyen seçim sürecinde, çok sayıda HDP’li seçim faaliyetleri “terör örgütü propagandası” olarak suçlanarak tutuklandı. Yoğun kolluk gücü baskısı altında geçen seçim gününde ise hemen her yerde belediye başkanlıklarını yeniden HDP’ye veren Kürt halkı, kendi iradelerini yok sayan iktidara yeniden pes etmeyeceğini hatırlattı. Diyarbakır’da ve Van’da alınan yüksek oy oranları dikkat çekerken Kars’ın yeniden kazanılması farklı bir heyecan yarattı.


Muş’ta askeri baskı altında yapılan seçimlerde yapılan çok sayıda usulsüzlük sonucu AKP kazandı. Ardından usulsüzlükleri üstünün örtülmesi için de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yine Şırnak’taki görüntüler adeta askeri darbenin yaşandığı bir günü andırıyor. Askeri araçların konvoylar halinde dolaştığı şehirde yine AKP kazandı. Ancak bunca baskı altında olmasına rağmen otuza yakın belediyenin kaybı, muhtemelen ilerleyen süreçte daha derin şekilde tartışılacaktır.

Kürt halkı aynı zamanda kazandırdı

Kürt illerindeki seçim sonuçlarının dışında Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden yolladığı “Gerekirse bağrınıza taş basın, ama mutlaka sandığa gidip ‘Faşizme hayır’ anlamına gelecek oyunuzu kullanın“ mesajı milyonlarca HDP seçmenini, HDP’nin aday çıkarmadığı şehirlerde harekete geçirdi. İstanbul’da İmamoğlu’nun, Ankara’da Yavaş’ın kazanılmasında kuşkusuz “bağırlara taş basılıp faşizme karşı” verilmiş oyların etkisi çok büyüktür. Özellikle Adana, Mersin ve Antalya’da HDP’nin CHP adaylarına açıktan desteği o şehirlerdeki zaferi ciddi anlamda etkilemiştir.

Önümüz kriz: Çatı onarılmadı ama hava bozdu

2018 Mart ayında Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, yaklaşan ekonomik krize karşı önlemler hakkında konuştuğu bir toplantıda “Çatıyı güneşli havada onarmak gerek” cümlesini kullanmış ve ondan da birkaç ay sonra ilan edilen erken seçimle ne demek istediği gayet açık şekilde anlaşılmıştı. Cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk hükümetinin kurulduğu seçimden hemen iki ay sonra patlak veren döviz krizi ise Mehmet Şimşek’i bir kez daha haklı çıkardı.


Ağustos’tan bugüne kadar Saray iktidarının temel perspektifi ise seçimlere kadar içinde bulunulan krizin etkilerini olabildiğince ertelemek oldu. Gıda enflasyonunu düşürmek için tanzim satışları kuruldu. Seçimden önceki hafta yaşanan doların yükselişine müdahale edilmiş olsa da ilerleyen dönemlerde o müdahalenin çok daha maliyetli bir sonucu olacağı açık. Her şey çatıyı güneşli havada onarmak içindi aslında ama çatı da tam onarılamadı.


Yerel seçimler AKP açısından bir hüsran olurken önümüzdeki süreçte sürekli ertelenmiş ve etkileri birikmiş bir ekonomik kriz durmakta. İktidarın da toplumsal muhalefetin de en büyük gündemi bu olacağa benziyor.

Önümüz 1 Mayıs: “Baharın” gerçek habercisi

Bu seçimin en büyük etkisi, diktatörlük karşısında mücadele edenlere sağladığı motivasyon oldu. Belediye başkanı olarak sağcı sayılabilecek kişilerin geldiği yerlerde dahi Saray ittifakının tökezleyebildiğinin görülmesi, meşruiyet sınaması olarak gördükleri seçimden onay alamadan çıkmış olmaları bu moral ve motivasyonun temel kaynağı. Ayrıca solun zaferi olan Artvin ve Dersim, kayyumlara karşı alınan zafer olan Kürt illerindeki belediyeler bu motivasyonu katlamaktadır.


Saray ittifakının sancılı bir dönemi başlıyor. Meşruiyet krizi derinleşmiş, ertelenmiş ve birikmiş bir ekonomik krizle baş başa kalmış, beka sorunu söyleminin inandırıcılığının bir kez daha düştüğü bir iktidar var karşımızda. Seçim süreci boyunca ve seçimin hemen ardından, sol programlarla öne çıkan yarattığı heyecana odaklanalım. Gerçek sorunlara gerçek çözümler üretenlerin etrafında kitleselleşilebileceği bir döneme giriyoruz. İlk durak da 1 Mayıs.


Bir dönemin sonu, yeni bir dönemin başı gibi olacak bu 1 Mayıs. Kitlesel, coşkulu bir 1 Mayıs, “baharın” gerçek habercisi olabilir.

İlginizi çekebilir

Üniversiteden

DEÜ’de Güvenlik Bilimleri Fakültesi açılacak: “Buradan mezun olan öğrenciler ajan olabilecekler”

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Erdal Çelik, üniversite içerisinde Güvenlik “Bilimleri” Fakültesi kurulacağını, bu fakülteden mezun olacak öğrencilerin “ajan” olabileceklerini söyledi Geçtiğimiz aylarda meclisten geçirilen Üretim Reform Paketi kapsamında, YÖK tarafından 10 üniversite “araştırma üniversitesi” seçilmişti. Araştırma üniversiteleri sanayi-üniversite işbirliği adı altında, silah üreten şirketler ile protokoller imzalaya başlamıştı. Araştırma üniversitesi seçilmeyen üniversitelerin rektörleri ise benzer projeler hazırlayarak, devamı▶

Haberler

İstanbul’da halk YSK önünde: Hırsız AKP, işbirlikçi YSK

16 Nisan referandumunda şaibeli evet sonucu ve hukuksuzluklara karşı halk İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde dilekçelerini veriyor İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde Yüksek Seçim Kuruluna seçimlerin iptal edilmesi için dilekçe vermek isteyen yüzlerce kişi yürüdü.  16 Nisan referandumunda şaibeli bir şekilde “evet” çıkması, mühürsüz oyların Yüksek Seçim Kurulunca kabul edilmesi, bazı illerde çöplerden “hayır” pusulalarının çıkması nedeniyle seçimin tekrarlanmasını isteyen yüzlerce kişi Çağlayan’da.

Haberler

İzmir’de üniversiteliler YÖK’e karşı buluştu: ”YÖK’süz, özgür bir üniversite istiyoruz”

İzmir’de üniversiteliler YÖK’ün kuruluş yıldönümü nedeniyle Alsancak’ta bir araya geldi Üniversiteliler YÖK’ün kuruluş yıldönümünü protesto etmek için İzmir Alsancak’ta bir araya geldi. 12 Eylül darbesinin ardından kurulan YÖK’ün üniversitelerde oluşturduğu baskıcı düzen ve üniversitelerin piyasalaştırılması için uygulamaya koyulan ve AKP ve Saray iktidarı tarafından devam ettirilen gerici ve neoliberal politikalar protesto edildi. Açıklamaya çeşitli fakültelerden katılan üniversiteliler neden YÖK’süz bir devamı▶

Üniversiteden

​İÜ’de üniversiteliler kampüsü faşistlere bırakmadı

Ülkücü faşistler İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüs’e girmeye çalıştı. Faşistler üniversitelilerin tepkisi sonucu polis korumasıyla dışarı çıktı İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüs’te içlerinde üniversiteye dışarıdan gelen kişilerin de olduğu faşist bir grubun toplanması üzerine üniversiteliler bir araya gelerek kampüsü faşist güruha bırakmadı. Üniversitelilerin tepkileriyle birlikte faşist güruh polisin korumasıyla üniversiteden çıkartıldı. Üniversitelerini faşistlere bırakmayacaklarını belirten üniversiteliler sıra arkadaşlarına yaşanan durumu anlattı ve devamı▶