Merhabamızı aldık Levent abi; penceremiz açık, bağcıklarımız sıkı…

Bugünün devrimci gençliği olarak mücadele tarihine sığan onurlu ömürlere bir söz veriyoruz bugün. “Sade yaşanan bir hayat örgütlenir, sade yaşayan örgütler” diye öğütleyen Levent abimize bir söz veriyoruz

Bugünün devrimci gençliği olarak mücadele tarihine sığan onurlu ömürlere bir söz veriyoruz bugün. “Sade yaşanan bir hayat örgütlenir, sade yaşayan örgütler” diye öğütleyen Levent abimize bir söz veriyoruz

Merhabamızı aldık Levent abi; penceremiz açık, bağcıklarımız sıkı…

Yolun düşerse kıyıya bir gün,
Ve maviliklerini enginin seyre dalarsan,
Dalgalara göğüs germiş olanları hatırla.
Selamla, yüreğin sevgi dolu.
Çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar
Eşit olmayan savaşta
Ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden,
Sana liman gösterdiler uzakta…

Genç bir devrimci için olmazsa olmazdır tarihimizi okumak. Sadece okumakla yetinmeyip mücadelenin heybesini doldurmak da sorumluluğumuzdur. Okudukça daha dinç daha sıkı bir inanç kaplar yüreğimizi. Varsın iktidarın kanlı tarihi “ülkeyi karıştıranlar” olarak yazsın bizleri. Varsın onların karanlık tarihinde adımız kirletilmeye çalışılsın. Bu memleketin topraklarından yükselen her bir zihnin her bir nefesin üzerinde elleri, izleri vardır devrimcilerin…

5 Mayıs sabahı Ankara’dayız. Kilometrelerce ötelerden bugünün gençlik hareketinin aklı, geleceği üzerine toplanmıştık. Uykusuzluğun, yorgunluğun üzerimizde bıraktığı kalıntıları silkeleyip tartışmaya koyulmuştuk. Tarihimizden besleniyordu tartışmalar, yenilgilerimizin üzerine devrimci dersler ediniyor ve kararlar alıyorduk. “Nasıl yürüyeceğiz bu yolda?” soruları zihinlerimizi doldurmuştu ve bir ses sıyrılıyordu o an: “İzmir’in emektar abisi İsmail Levent Aksan’ı kaybettik.” İşte tam da buydu bizim tarihimiz. Bir tarafta devrimci zihinleri dolduran sorular bir tarafta sorulara cevap üretebilmenin yolunu gösteren yaşamlar. Bir kitapta okumuştum, tarih nedir sorusunu şöyle cevaplamıştı yazar; geçmiş ile gelecek arasında çift şeritli bir yolculuktur. Bizler bu yolculuğun hangi durağındayız şimdi? Bu yolculukta yarım bıraktıklarımız, yenilgilerimiz olsa da adının önüne yüzlerce sıfat getirilebilen ama yine de betimlemelerin yetersiz kaldığı devrimciler hangi tarihe sığdırılır şimdi? Hangi tarih onları yazmaya, anlatmaya yeter?

Yüreğimizde bir buruklukla Levent abimizi son yolculuğuna uğurladık bugün. Birbirini hiç tanımayan bir o kadar da yakından tanıyan bir kalabalıkla… Kalabalıkta anılar, kalabalıkta hüzün, kalabalıkta mücadele, kalabalıkta inanç var. Ege Devrimci Yol davasında beraber yargılandığı yoldaşları var. Tariş’teki, Gültepe’deki direnişin sesi var. Birlikte mücadele verdiği ve idam cezası aldığı Hıdır Aslan var. “İnsanca yaşam” talebiyle örgütlenen halkın hakları mücadelesi var. Levent abimizin her birine ayrı ayrı emek verdiği kuşaklar var, kuşağımız var. Gaziantep Cezaevi koğuşundaki ranzasında biriken anılar var.   En önemlisi de çiçeklerle bezenmiş yıldız yumrukla sarınmış bir devrimci gençlik önderinin yoldaşlığı var ve o yoldaşlığın mütevazılığı ile omuzlanan bir tarih…

Bugünün devrimci gençliği olarak mücadele tarihine sığan onurlu ömürlere bir söz veriyoruz bugün.  “Sade yaşanan bir hayat örgütlenir, sade yaşayan örgütler” diye öğütleyen Levent abimize bir söz veriyoruz. Konuştuğumuz, düşündüğümüz, var olduğumuz her yerde yani bu memlekete bir söz veriyoruz. Hıdır Aslan’dan İsmail Levent Aksan’a hepimiz bu tarihten sorumluyuz. Çünkü ancak sorumluluğu alınmış bir tarih omuzlanabilir ve yitirdiklerimiz ancak sorumluluğu alınmış bir tarihe sığdırılabilir. Şimdi yitirmenin ağırlığını bir kenara koyup rüzgârı ellerimizle arkamıza almanın vaktidir. Çünkü devrimci her dönemde mücadele edebilen ve mezarı başında anılırken bile ardından tüm yoldaşlarına koca bir merhaba bırakabilendir. Biz merhaba’mızı aldık Levent abi… Senin de çok sevdiğin şarkı da olduğu gibi penceremiz açık, bağcıklarımız sıkı sesimizin dünyayı sarmasına hazırlanıyoruz. Yıldızlar yoldaşın olsun.

İlginizi çekebilir

Dünyadan

Boğaziçili öğrencilere destek amacıyla başlatılan uluslararası kampanyada imzacı sayısı 1250’ye ulaştı

Gözaltına alınan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine destek amacıyla aralarında Judith Butler, Nancy Fraser gibi isimlerin bulunduğu 199 akademisyenin imzaladığı uluslararası kampanyanın imzacı sayısı tüm dünyada 1250’ye ulaştı   TSK ve cihatçı çetelerin Afrin’i ele geçirmesinin ardından lokum dağıtmak isteyenleri “İşgalin, katliamın lokumu olmaz” diyerek protesto eden ve devamında Tayyip Erdoğan tarafından hedef gösterilerek gözaltına alınan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine bir destek de dünyanın farklı üniversitelerindeki devamı▶

Haberler

Saldırılar, tehditler, yasaklamalar İnek Bayramı’nı engelleyemiyor

Her yıl Mülkiye öğrencilerinin geleneksel olarak kutladığı İnek Bayramı’nı dinci-gerici grupların kışkırtmasıyla engellemeye çalışan SBF Dekanlığı, üniversiteliler tarafından protesto edildi Mülkiye öğrencileri tarafından düzenlenen ve her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanan geleneksel İnek Bayramı, bu yıl 4-5 Mayıs’ta kutlanacak. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri İnek Bayramı için son hazırlıklarını tamamlıyor. Ancak geçtiğimiz günlerde okulda faaliyet göstermeye çalışan Fikir ve Aksiyon, Ankara Hukuk devamı▶

Üniversiteden

Polis Boğaziçi’ne girdi: Savaş karşıtı üniversiteliler gözaltında

Savaşa karşı barışın sesini yükselten, “Katliamın kutlaması olmaz” diyen Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri sabah saatlerinde ev baskınlarıyla gözaltına alındı. Baskınları protesto eden Boğaziçililere polis saldırdı, 6 üniversiteli gözaltına alındı. Protesto sırasında gözaltına alınan üniversiteliler serbest bırakıldı Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde Afrin savaşına destek için lokum dağıtanlara, üniversiteliler “Katliamın kutlaması olmaz” diyerek engel olmuşlardı. Bugün (22 Mart) sabah erken saatlerinde, savaş çığırtkanlığını devamı▶

Haberler

Üniversiteli Gazetesi’nin Nisan sayısı çıktı: ”Akıl, bilim, özgürlük! Üniversite 1 Mayıs’a!”

Üniversitelilerin kolektif emeğiyle hazırlanan Üniversiteli Gazetesi’nin 55. sayısı “Akıl bilim özgürlük! Üniversite 1 Mayıs’a” manşetiyle çıktı Üniversiteli Gazetesi Nisan sayısının konu başlıkları şöyle: Köşe yazılarında; Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Ozan Erbaş “Şekere yerli ve milli saldırı” başlığıyla şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yarattığı yıkımı anlatıyor. İstanbul Üniversitesi’nden Melda Karaoğlu “Akıl, bilim ve özgürlüğün savunulduğu yerde sizin sözünüz geçmez” başlığıyla üniversitelerde diktatörlüğe hayır diyen devamı▶