ODTÜ Kolektif’ten Onur Yürüyüşü’ne dair açıklama: Nefrete, yasaklara ve geri eğilimlere karşı mücadelemiz sürecektir

ODTÜ Öğrenci Kolektifi, 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde yaşananlara dair bir açıklama yayınladı

ODTÜ Öğrenci Kolektifi, 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde polisin okula girmesine, yürüyüş öncesinde gelişen tartışmalara ve yürüyüş esnasında yaşananlara dair bir açıklama yayınladı. Açıklamayı sizlerle paylaşıyoruz:

8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne dair açıklamamızdır;

11 Mayıs’ta gerçekleştirilen 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü sırasında kampüse polis girdi. Polisin tehdidi, kampüs genelinin terörize edilmesi, hava koşulları ve eylemi düzenleyen ve yönlendiren kişilerden kaynaklı sebeplerden dolayı eylem kontrolsüz bir hal aldı ve sonrasında da sona erdirildi. Bu eylemi doğru şekilde değerlendirmenin ancak eyleme giden süreçle beraber değerlendirmeyle mümkün olduğunu düşünüyoruz. O yüzden değerlendirmeyi biraz daha erken bir tarihten alıyoruz.

Olağanüstü haller olağanüstü deneyimler yaşatıyor hepimize. Yaşamın en ufak ayrıntılarının dahi bu olağanüstülükten azade kalamadığı günlerde ODTÜ Bahar Şenliği’ne yaklaşıldı. ODTÜ’nün bir değeri ve geleneği olan bahar şenliği, iktidarın çeşitli engelleme çabalarına sürekli maruz kalmaktadır. Özellikle son dört senedir neredeyse sadece öğrencilerin ortak çabalarıyla Ankara Valiliği’ne ve ODTÜ Rektörlüğü’ne rağmen yapılabilmektedir. İktidarın engel olma çabalarının sebeplerinden en önemlilerinden ikisi de şenlik içerisinde yapılan Devrim Yürüyüşü ve Onur Yürüyüşü’dür.

Bu sene de yine Bahar Şenliği yaklaşırken Devrim Yürüyüşü ve Onur Yürüyüşü, OHAL şartları ve olası polis saldırısı tehditleriyle birlikte konuşulmaya başlandı. Yapılan toplantıların sonucunda Devrim Yürüyüşü’nü olası polis tehdidinden “korumak” namına daha önceki yıllardan farklı olarak flamasız, tek kortej halinde ve Ankara Valiliği’nin polis saldırısına gerekçe olarak sunduğu “tek adam” yazılı pankartları ve gökkuşağı bayraklarını eylemde açmayarak (biz bütün toplantılarda buna muhalefet ettiysek de çeşitli gençlik örgütlerinin tavrı baskın geldi) yapma kararı almış olduk. Özgürlük temasıyla yapılan yürüyüşün içerisinden polis tehdidi gerekçesiyle “Tek adam” yazan pankartı ve gökkuşağı bayraklarının çıkarmanın dayatılması ayrı bir ironi. Valiliğin “sıkıntı” olarak görebileceği her şeyi eylemden çıkardıktan sonra, Devrim Yürüyüşü’müzü “sıkıntısız” şekilde yaparak ODTÜ’ye polis girmesini “engellemiş” olduk. “Engellemiş”i tırnak içinde söylüyoruz çünkü polisin tehdidi bile o “sıkıntı”lı söylemlerin görünürlüğünü azaltmaya yetiyordu. Açıklamamız Onur Yürüyüşü’ne dairdir, ancak buradaki gençlik örgütlerinin tutumu Onur Yürüyüşü tartışmalarında da önemli olacağı için özellikle belirttik.

Kasım ayında Ankara Valiliği’nin kentteki tüm LGBTİ+ etkinliklerini süresiz olarak yasaklamasından kaynaklı Bahar Şenliği kapsamındaki Onur Yürüyüşü’nün, Valilik ile ODTÜ Rektörlüğü’nün görüşmelerinde pazarlık konusu dahi edilemediği bize yönetim tarafından aktarılıyordu. Yürüyüşün çağrıcısı olan ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’na yürüyüş yerine kapalı alanda etkinlikler yapılması teklifi de yine yönetim tarafından iletilse de, bu teklif mücadelenin – en nihayetinde- görünürlük mücadelesi olması gibi haklı bir gerekçeyle LGBTİ+ Dayanışması tarafından reddedilmiştir. Ancak polis tehdidi hiç olmadığı kadar yakında olduğundan ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, dayanışmayı güçlendirmek ve Onur Yürüyüşü’nü en güçlü şekilde yapabilmek adına kampüs içindeki gençlik örgütlerini ve öğrenci topluluklarını da Onur Yürüyüşü toplantılarına çağırdı ve yürüyüşü beraber örgütlemeye davet etti.

Ancak üzücüdür ki toplantılar “Bu yürüyüşü nasıl yapalım?” tartışmasıyla değil “Bu yürüyüşü yapalım mı yapmayalım mı?” tartışmasıyla başladı. Ve hatta toplantılarda çeşitli gençlik örgütlerinin saatlerce “Onur Yürüyüşü’nün neden yapılmaması gerektiğine” dair açıklamalarına şahit olduk. Saatlerce “Okula polis sokmayalım” yaklaşımıyla Onur Yürüyüşü’nün yapılmaması dayatılmaya çalışıldı. Bu dayatma kimi zaman doğrudan “Yapılmasın” söylemiyle, kimi zaman da “Başka formatlarda mı yapsak?” gibi muğlak söylemlerinde vücut buldu.

Toplantıların başından itibaren tavrımız netti: Onur Yürüyüşü; görünürlük, var oluş, tanınma ve eşitlik mücadelesinin en simge gündemlerinden biridir ve yapılmaması gibi bir ihtimal yoktur. Bu, en nihayetinde bir yürüyüştür ve yürüyüş dışındaki öneriler de konsepte uygun değildir. Toplantılarda yine bir gençlik örgütü tarafından önerilen dağılıyoruz* tarzındaki bir eyleme bakışımız da şudur: İstanbul’daki “dağılıyoruz” kurgusu önceki günkü polis saldırısının sonrasına kurgulanmıştır ve dağılınan yer İstiklal Caddesi’nin sokaklarıdır. Yani günün her saati doğal kalabalığı olan yerlerdir ve kurgu da mekânsal açıdan propagandaya daha uygundur. ODTÜ Onur Yürüyüşü ise Cuma günü saat 17.00’de başlayacaktı. Yani dersler bitmiş, Devrim’de bir konser yok, şenlik alanındaki standlar ve sahnelerin son demleri yaşanmakta olacaktı. Yani kampüsün herhangi bir yerinde doğalında bir kalabalık olmayacaktı. Akla gelen soru ise “Nereye dağılıp, kime ne anlatacağız?” olacaktı, hem de polisle yüz yüze dahi gelmeden.

Sonuç çıkmayan bu toplantının ardından ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, Onur Yürüyüşü’nden iki gün önce çeşitli gruplara Onur Yürüyüşü’nün kesinlikle yapacağını duyurdu ve olası senaryolara göre çeşitli kurguları beraber yapmak için tekrar herkesi toplantıya çağırdı. Onur Yürüyüşü’nden bir önceki gece alınan toplantıda çeşitli yerlerden gökkuşağı bayraklarıyla Fizik Bölümü önüne gelineceği kararlaştırıldı. Sabahtan itibaren de çeşitli yerlere gökkuşağı bayrakları asma, duyuru çalışmaları gibi hazırlıklar için buluşulacaktı. Ancak daha önceki toplantılarda Onur Yürüyüşü’nün yapılmaması yönünde veya “farklı formatlarda” yapılması yönünde direten gruplar – son toplantıda alınan kararlarda ortaklaşmalarına rağmen- sabahki çalışmalara saatler sonra geldi, bir kısmı ise hiç gelmedi. Ve ancak yürüyüş saatine yaklaşırken geldiler.

Bu sırada sabahtan itibaren Onur Yürüyüşü’ne dair pek çok önemli gelişme yaşandı. Daha öncesinden dışarıdan baskı yaratılması için iletişime geçilen Uluslararası Af Örgütü, çeşitli konsolosluklar ve AB Delegasyonu’nun ODTÜ Rektörlüğü ile iletişime geçme çabaları, çeşitli ülkelerdeki üniversitelerden gelen “Onur Yürüyüşü’nü yasaklamanın insan hakları ihlaline gireceği” yönündeki mailler, Twitter üzerinden gösterilen tepkiler, bir önceki gün yapılan Devrim Yürüyüşü’nün kalabalıklığının yarattığı basınçla sabahtan itibaren Rektörlük-Valilik-öğrenciler üçgeninde yapılan pazarlıkta sürekli lehimize kararlar çıkardık. Pazarlığın son durumunda Fizik Bölümü önünde toplanma, çeşitli yerlere bayrak asma gibi kurgumuzun pek çok noktasını kabul ettirmiş bulunduk. Yürümeyi ise hala zorluyorduk. Ancak herhangi bir yürüyüşün başlaması durumunda polisin saldıracağı da yine bildirildi. Bu duruma karşı da Fizik Bölümü önünden Mühendislik Merkez Binası’na kadar el ele tutuşarak gökkuşağı zinciri kurabileceğimize karar verildi.

Çeşitli hazırlıkların ardından buluşma saati geldiğinde Fizik Bölümü önünde çok kalabalık bir insan kitlesi vardı. Her yer gökkuşağına boyanmış durumdaydı. Şarkılarla, sloganlarla coşku daha da artmaktaydı. Yapılan konuşmanın ardından sloganlar atılmaya devam edilse de, herkes ne zaman yürüneceğini sorup duruyordu. Bu sırada insan zincirini kurma duyurusu yapıldı. Ancak o kadar kalabalıktık ki zincir kurulamıyordu. Fizik önünden Kimya Bölümü önüne(Kimya Bölümü, Fizik ve Merkez Mühendislik Binalarının neredeyse tam ortasında kalmakta)  kadar birkaç sıra insan zinciri kurulmuş olmasına rağmen, hala zincirlere dahil olamayan onlarca insan vardı. Ön tarafta ise zincir daha dağınık vaziyetteydi ve zincirden çok yürüyüşü andırıyordu.

 Kimya Bölümü önüne gelindiğinde ise kitlenin önemli bir bölümü yürüyüşe devam edilmesi yönünde bağırıyordu. Sonrasında eylem komitesinin sözünün dışında adımlar atılmasının ardından kitlenin önünü kesen iç hizmetlerden görevli kişiler ve bir miktar da sivil polis, devam edildiği takdirde polisin gireceğini bildirdi. Ancak eylem komitesinin dışında pek çok kişi yürünmesi gerektiğini bağırarak tekrarlıyor ve geri kalanları da etkiliyordu. Bu sırada kapıdaki arkadaşlarımızdan polisin içeriye girdiği bilgisini aldık. Megafonla polisin içeriye girdiği duyuruldu. Kitleye buna rağmen devam edip etmeme isteği de soruldu. Ancak coşkulu bir baskınlıkla yürüme eğilimi vardı.

Bu sırada; bir kısmı daha öncesinde Onur Yürüyüşü’nü yapmama veya “farklı formatlarda” yapma yönünde direten gençlik örgütlerinden oluşan grup, kitlenin önüne geçip yürüyüşü o noktadan sonra dahi engellemeye çalıştı. Açıkça belirtelim ki yürüme kararı toplantıdan çıkmamıştı. Ancak polisin geldiği bilgisine rağmen yürümek isteyen yüzlerce insanın önüne geçip yürüyüşü engellemeye çalışmak da devrimciliğe sığacak bir davranış değildir. Kitlenin gerisine düşmektir. Politik anlamda bir garabettir. Sonrasında o grupların “Eylemden çekiliyoruz” diyerek polis okuldayken eylemi terk etmeleri ise ayrı bir garabettir. Devrimciliğe de yakışmamaktadır.

Kitlenin eylem komitesinin kontrolünden çıkarak yürümeye başlaması da bir krizdir. Ancak yürüyüş başladıktan sonra eylem komitesinin o yürüyüşün öncülüğünü üstlenememesi daha büyük bir kriz yarattı. Yürüyüş başladıktan sonra yapılması gereken şey kitleyi kontrollü olarak, içeri kadar girmiş polisin karşısına çıkarmaktı. Ancak eylem komitesinin iletişimsizlik problemi, hızlıca bir araya gelip karar alınıp duyurulmasından ziyade bireysel inisiyatiflerin ön plana çıkması, yemekhane önünde tam anlamıyla bir kaosa sebep oldu. Farklı kişiler aynı anda farklı yerlere geçilmesi yönünde anonslar yaptı. Uzun bir süre kitle, yemekhane önünde muhatap aradı. Ancak herkesten farklı cevap geliyordu. Bunun sonucunda da kitle farklı yönlere geçerek dağıldı. Sonrasında yeniden Kimya Bölümü önünde yapılan açıklamayla eylemin sona erdirildiği duyuruldu.

Bu noktada eleştirdiğimiz birkaç husus var:

Birincisi, okula polis girecek kaygısıyla Onur Yürüyüşü’nün yapılmaması önerisinin tartışılması dahi kabul edilebilir değildir. Bu tartışmayı bu kadar sürdüren de, yine Devrim Yürüyüşü’nde Ankara Valiliği’nin “sıkıntılı” bulduğu pankartları indirmeyi hemen kabul eden zihniyettir. Kampüs içindeki en ufak LGBTİ+ çalışması dahi polis tehdidiyle karşı karşıya kalırken, polisin girmesinin ardından kampüs içindeki siyasi faaliyetlerin zora gireceği kaygısı yersizdir. Polis tehdidi zaten siyasi faaliyeti önemli ölçüde engellemektedir. Devrim Yürüyüşü’nün hemen öncesinde polisin adının geçmesinin dahi, bir tane pankartın ve gökkuşağı bayrağının indirilmesine sebep oluşu da bunun en net göstergesidir.

İkincisi, toplantılarda en geri eğilimi özellikle bastırıp sonraki günkü çalışmaya katılmamak etik değildir. Aynı şekilde, sorumluluk almaktan kaçınmak da etik değildir.

Üçüncüsü; devrimcilik, en nihayetinde kitlelere öncülük yapmayı gerektirir. Kitlenin eğiliminden geri bir eğilimi zorla kitleye dayatmak devrimciliğe yakışmaz. Daha öncesinden böyle bir karar alınmadı diye kurgu değişikliğine kapıları kapatmak da sabit fikirliliktir. Beklentimizin ilerisinde bir eğilim vardı kitlede ve öncülük etmek isteniyorsa kitlenin bir adım önünde bir noktaya gelmemiz gerekiyordu. Aksi bir durum kabul edilemez.

Dördüncüsü, kampüsümüze polis girmişken eylemi terk etmek kabul edilemez bir davranıştır. Kaldı ki bir önceki gün yaptığımız toplantıda her ne olursa olsun, polis saldırısı olduğu takdirde birlikte direnme kararı almıştık.

Beşinci eleştirimiz ise eylem komitesine yöneliktir, ancak bu eleştiriden kendimizi azade tutmuyoruz. Bir nevi özeleştiri ihtiyacı da hissediyoruz. Eylem komitesi, kitleye hakim olamadı. Kitle, eylem komitesinin kontrolünden çıkıp yürüyüşe geçtikten sonra ise yapılacak tek şey, yeniden öncülüğü üstlenip yürüyüşü yönlendirmekti. Sonuçta polisten haberdar olduğu halde yürüyen bir kitle vardı. O anki görev, kitleyi kontrollü şekilde polis karşısına çıkarmaktı. Ancak irtibat problemi yaşandı. Eylem komitesi, hızlıca bir araya gelip karar alamadı. Kitle dakikalarca muhatap aradı, ancak gelen cevaplar kolektif bir aklın ürününden ziyade bireysel inisiyatif içeriyordu. Sonuçta da, eylem polisle yüz yüze dahi gelmeden dağılmış oldu.

Çeşitli kurumlardan gelmesi muhtemel “Sizin yüzünüzden okula polis girdi” suçlamasını şimdiden reddediyoruz. Polis zaten her toplantıda dayatılan geri eğilimin kendisinde mevcuttur. Onur Yürüyüşü’nden birkaç gün öncesinde kampüste boyanan pankart dahi polis tehdidiyle asılamıyorsa, polis zaten mevcuttur kampüste. En azından LGBTİ+ mücadelesi açısından böyledir.

Önümüzdeki yıllarda daha nitelikli birliktelikler kurmak adına bu açıklamayı yapma ihtiyacı hissettik. Daha iyi, daha coşkulu Onur Yürüyüşleri’nde bir araya gelmek dileğiyle…

ODTÜ Öğrenci Kolektifi

*2017 İstanbul Onur Yürüyüşü’nde polis saldırısına karşı uygulanan taktikti. Ortak bir metnin İstiklal Caddesi’nin sokaklarında okunduğu ve geniş kitlelere propaganda yapılan bir eylem kurgusuydu.

 

 

 

 

 

 

 

Çok okunanlar

No Picture
Haberler

ODTÜ’lüler belediye önünde Gökçek’i bekliyor

ODTÜ’yü yıkma tehdidinde bulunan, Ankaralılara zehirli suları içiren, ulaşıma ve doğalgaza yaptığı zamlarla üniversitelilerin ve Ankaralıların yaşamını çekilmez hale getiren Gökçek’e karşı ODTÜ öğrencileri Büyükşehir Belediyesi önünde oturma eylemine başladılar. Devamı

No Picture
Haberler

4. Kolektif Yaz Kampı sona erdi

Öğrenci Kolektifleri’nin bu sene dördüncüsü düzenlenen gençlik kampı 10-16 Temmuz’da Balıkesir/Zeytinli’de gerçekleşti. 20’yi aşkın il ve 40’ı aşkın üniversiteden katılım gösteren Öğrenci Kolektifleri üyeleri kamp alanında paylaşım, eşitlik, yaratıcılık ve Devamı