146/1 – Haktan Özkan

        ‘’Mahkememiz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını; bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs suçunu işlediğinizi sabit gördü. Türk Ceza Kununun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası ile tecziyenize karar verdi.’’

        Şimdi bu yazıda, onlarca insanı idama mahkûm eden  yukarıdaki kanun hükmünü, dönemin kanun koyucularını ve aynı zamanda 146/1 mağdurlarını temamızın merkezine koyarak kısa bir tarih (hukuk ve toplumsal mücadeleler tarihi) irdelemesi yapacağız.

        Öncelikle  ceza kavramının toplumlar tarihinde ıslah etme ve caydırma yöntemi olarak tercih edildiğini ele alırsak; ıslah etme amacı taşıyan yöntemin konumuz olan idam cezası ile ilişkili olmadığını anlıyoruz. Zira suç ve ceza pozitif hukuklarda kişiye sıkı sıkıya bağlı neden ve sonuçlardan ibaretse, idam cezasının kişiyi ıslah etmeye yönelik bir yöntem olmadığını, aksine geriye dönüşü olmayan ve kişinin yaşam hakkını ortadan kaldırmakla sonuçlanan bir yöntem olduğunu kavramaktayız. Dolayısıyla ıslah etmek hukukta bireyi ıslah etmektir. Caydırma yöntemi ise ağırlıklı olarak bireyden ziyade toplumu söz konusu suç ve suçlardan caydırma amacıyla tercih edilmektedir. Bu nedenle ıslah kişiselleşirken caydırma toplumsallaşır.

         İdam cezalarında ise kişinin ıslahından ziyade toplumu idama konu olan suçtan caydırma anlayışı hakimdir.

         Şimdi tespit etmek gerekir ki hangi yöntemin üzerine inşa edilirse edilsin, kaynağını hangi gerekçeden alırsa alsın, idam cezası en azından modern ve çağdaş hukukta tartışma konusu dahi olmamalıdır. Zira “toplumları caydırmak” maksadıyla kişinin ve dolayısıyla yine toplumun geri dönülemeyecek bir şekilde yaşam hakkını elinden almak hukuk mantığıyla çelişmektedir.

Şimdi bunu bir kenara bırakarak; biz idam cezasının başka bir kaynağını ve gerekçesini irdeleme niyetindeyiz. Caydırmanın yanında gizlenmek istenen bir ceza yöntemi; intikam.

        Şu soruyu kendimize sormamız gerekir. İdam cezası neden siyasi ve “devlete karşı işlenmiş suçlar” açısından tercih edilen bir yöntemdir? Ve bütün toplum tarihinde özellikle yakın tarihte neden popüler siyasi davalarda savcılar ağızlarını yüksek perdeden açıp binlerce sanık hakkında idam cezasını dillendirmiştir? Yoksa devlet kendisine karşı işlenen suçlarda suçluların ıslah edilemeyeceğini mi düşünmektedir?

        Öyle ki söz konusu suç devlete ve anayasal düzene karşı işlemişse ıslahtan ziyade toplumu caydırma ve “korkutma” maksadı ağır basıyor. Tabi ki bir de intikam  alma.

Şimdi muhakkak aramızdan “İyi de arkadaşım devlete karşı suç işlemek ağır cezayı gerektirir. Öyle kolay mı koskoca devlete zarar vermek. Eğer böyle etkili caydırıcı cezalar verilmezse herkes devleti ortadan kaldırmaya çalışır” diyenler olacaktır.

        İşte tam da burada sormak isteriz. Madem öyle neden tarih boyunca devlete karşı işlediği suçlardan kaynaklı yaşam hakkını elinden aldığımız insanlara iade-i itibar çabasındayız.

        Neden dilimizden düşmüyor Sokrates’in Savunması, Galileo’nun kararlılığı. Neden devlete karşı suç işlediği iddiasıyla yıllarca mahkum edilen Nazım’a vatandaşlığı geri verildi. Neden Nazım’ın dizeleri dilimizden düşmez.Bunların hepsi toplumların bir günah çıkartma çabası mı yoksa cidden “devlete karşı işlenen suçlar” öyle egemenlerin ve devleti yönetenlerin iddia ettiği gibi kıyamet alameti değil mi?

        Neden Deniz Gezmişlerin,Yusufların, Hüseyinlerin mücadeleleri hala filmlere, dizilere, kitaplara konu olur?  Hem de öyle dönemin mahkeme tutanaklarında iddia edildiği gibi canavar olarak değil romantik karizmatik, kararlı ve onurlu insanlar olarak.

        Yani Denizler “ağır suçlar” işledikleri için mi idam edildiler, yoksa dönemin savcısının da dediği gibi “üç bizden üç sizden” olsun diye mi? Bu idama“ağır suçluları” caydırmak için mi karar verilmiştir, yoksa gerçekten söz konusu yıllarda artık Türkiye Devleti’nin yapısının değişmesi gerektiğini Turkiye’nin tam bağımsız ve demokratik bir ülke olması gerektiğini düşünen Türkiye halklarına siyasi bir “ders” ve cevap vermek için mi?

        Bizce cevap gayet açık ve nettir. Yazımıza başlarken sözünü ettiğimiz 146/1 müessesesi nedeniyle 1972’nin 6 Mayısında yani tam 48 yıl önce idam edilen tarihe ve tarihimize Üç Fidan olarak geçen Denizlerin Yusufların Hüseyinlerin görünen o ki iade-i itibara ihtiyaçları yok. Ancak bizim onların bize yol gösteren bağımsızlık ve demokrasi mücadelelerine artık daha fazla ihtiyacımız var. Bu memleketin ilerici hukuk öğrencileri olarak mücadelelerini miras biliyor ve ölüm yıl dönümlerinde onları sonsuz saygıyla anıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir