Aile Değil Kadınız – Gamze Ongün

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi’nin oluşturduğu bir sözleşmedir.Bu sözleşmenin  maksatları arasında; kadınları her türlü şiddete karşı korumak, kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve kadına karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmaktır. Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarını sağlar.

         Sözleşme, amaçlarına yönelik genel çerçeveleri belirterek önleyici tedbirleri taraf devletlere bırakır. Bu şekilde tarafların her türlü şiddet eylemini ve ayrımcılığı önleyecek gerekli yasal ve diğer tedbirlerin almasını zorunlu kılar. Söz konusu şiddet kavramı gerek kamu gerek özel alanda olsun her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti kapsamaktadır. Kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin ortaya çıkmasına fırsat vermeyecek bir toplum yaratma amacı güder. Şiddetin ortaya çıkma durumu varsa  kadınları etkin ve faal bir şekilde koruma amacı taşıyıp eğer devlet kadını koruyamazsa zarar gören kadının hakkını gözeterek saldırgan tarafın etkin bir biçimde cezalandırılmasını öngörür. Sadece bunlarla sınırlı kalmayıp kadınları geleceğe dönük güçlendirme amacı da taşır. Sözleşme hükümleri uygulanırken cinsiyet, ırk, din, dil, göçmen veya statü gibi özellikler ayrımcılık yapılmaz, herkes için eşit biçimde geçerlidir. Her kadın için eşitlik ilkesini esas alarak kadına karşı ayrımcılığı yasaklama ve buna yönelik yasa ve uygulamaları yürürlükten kaldırma zorunluluğunu da beraberinde getirir. Böylelikle tarafların din, kültür, töre, gelenek veya namus(!) gibi kavramları herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanmasının önüne geçer. Tüm bu özellikleri bakımından İstanbul Sözleşmesi kadınların kendi haklarını elde edebilmesi ve savunabilmesi açısından çok büyük bir görev üstlenmiştir.

        Fakat baktığımız zaman kadınların büyük bir kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi bir kesim tarafından yıkım projesi olarak nitelenmiştir.   Bu eleştirilerin sebebi olarak sözleşmesin 3/b maddesi gösterilmekte, bu madde ‘aile içi şiddet’ konulu hükümleri içermektedir. Aile içi şiddet; ‘aile içerisinde, hanede veya mağdur faille aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da eski veya şimdiki eşler veya partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemi’ olarak tanımlanmaktadır.  Maddede evlilik dışı ilişkiler öne çıkartılıyor ve destekleniyor iddiasında bulunan ve kendisini  muhafazakar olarak nitelendiren kesim tarafından yoğun bir şekilde eleştirilmiştir.Karşı çıktıkları bir diğer madde de 48/1’dir.  Taraflar işbu sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete ilişkin olarak  arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır’  hükmünü içeren bu madde; arabuluculuğun ortadan kaldırılmasının erkeği evden uzaklaştırmaya ve geleneksel aile yapısını bozarak boşanmaların önünü açmaya neden olacağı sebebiyle aynı kesimce eleştiri oklarının hedefi olmuştur. Kanımızca şiddet gören kadınla şiddet uygulayan şahıs arasında arabuluculuk yapmak ‘aile’ kavramını korumaz aksine içini boşaltır. Bu yönüyle arabuluculuk burada aileyi değil kadına olan şiddeti besler.  Gelenek ve din bahane edilerek gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin önüne konulan engeller, cinsiyetler arasındaki eşitlik durumu, LGBT hakları, kalıplaşmış cinsiyet rollerinin her türlü reddi, kadının özgürleşmesi ve güçlenmesi,  sözleşmeyi ataerkil zihniyet tarafından  bir rezil tehlike olarak nitelendirmiştir. Asıl rezil olan milli benlik ve dini bahane göstererek şiddeti meşrulaştıran bu hastalıklı zihniyettir. Şiddet gören kadına: eşinize tepki vermeyin, uygun bir dille sebebini sorun, akşama sevdiği şeyleri yapın, polisi aramayın gibi söylemlerde bulunan bu yüksek akıl, bugünkü kadın cinayetlerinin ve bu utanç tablosunun sebebidir. İstanbul sözleşmesi kadınların yaşamak istiyoruz talebinin gözle görülür en net kazanımıdır, gerici zihniyetlere ve bu zihniyetin ürünü iktidarlara kurban edilmesi mümkün değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir