Korona Virüs sürecinde dünyanın yenilenmesi – KTÜ Ekoloji

Doğa intikamını almadı, tarih tekerrür de etmedi. Sadece insan yaşamından günümüze kadar gelişerek gelen hatalar bütünü tekerrür etti. Yani tarih tekerrür etmez hatalar tekerrür eder ve bu hataları yapmaya devam ettikçe hem kendi yaşam alanımızı hem de farklı canlıların yaşam alanlarını tahrip etmeye devam edeceğiz.

İnsan dediğimiz zaman sadece biyolojik bir türden söz etmiyoruz. İnsan aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir tür. Türcü ideolojinin varlığının getirisi olarak insan, doğa ve diğer canlı türleri üzerinde egemenlik kurmuş, bu egemenlik ilişkisi ise açık bir şekilde doğa ve diğer canlılar için yıkım getirmiştir. Özellikle hayvanlar ile insanlar arasındaki ilişki iki taraflı büyük yıkımlara yol açmıştır. İnsanlığın kendisinden ayrı tuttuğu hayvanlar, bütün dünyada, insan menfaati için birer meta olarak görülmektedir.

Şu an ise dünya çapında bir tedirginlik söz konusu; dünya üzerinde sömürülüp öldürülen hayvanların ruhları dolaşıyor. Daha öncesinde olan MERS, kuş gribi, H1N1 virüsü, domuz gribi, AİDS ve şimdi yine egemenlik ve sömürü ilişkisinin getirisi olan SARS’ın kuzeni olarak bilinen SARS-Cov-2… Eski çağlarda olsak bunu yüksek ihtimalle Tanrı’nın veya bir tür varlığın gazabı olarak düşünürdük. Ama şu an kesin bir şekilde söyleyebiliyoruz; bunun sebebi hayvan sömürüsü ve bu sömürü sistemine yani kapitalizme son vermezsek bizi buna benzer birçok felaket bekleyecek.

 Kapitalist sistem; ‘daha’ iyi yaşamak demektir. Daha iyi yaşamak için doğayı ve canlıları sömürmek, doğal kaynakları talan etmek demektir. Egoizm ve bireyciliktir, birliktelik söz konusu değildir. İnsanların yeryüzüyle, özel mülkiyet koşulları altındaki ilişkileri kölecilikle kıyaslanabilir niteliktedir. İnsanın bir başka insan üzerinde özel mülkiyeti nasıl kabul edilemez görülüyorsa, aynı biçimde insanların yeryüzü, doğa ve hayvanlar üzerindeki özel mülkiyeti de aşılmalıdır.

Kapitalizmin gelişim tarihine baktığımızda kömürlü araçların kullanılması ve buharlı makinelerin icat edilmesi sonucunda sürekli artan kar hırsı ve sermaye birikimi, ekosistemin bozulmasına neden olmuştur. 1. Paylaşım Savaşı ve 2. Paylaşım Savaşı, ABD’nin Japonya’ya karşı kullanmış olduğu atom bombası, emperyalist çağda nükleer enerji üretimi, devletlerin daha çok güç gösterisi yapması ve yaşanan Çernobil faciası… Neoliberal sermaye birikim modeli, küresel güç olma hırsı uğruna yakıp yıktı. Kamusal alanların tahrip edilmesi, kapitalizmin yer altı ve yer üstü kaynaklara saldırması, ormanların yakılması, kesilmesi, ranta açılması ise 21.yy’da en çok gördüğümüz saldırı biçimi oldu. Çok klasiktir “KAPİTALİZM GÖLGESİNİ SATAMADIĞI AĞACI KESER.” Evet, tam olarak öyle. Amazon ormanlarının yıkılması, Avustralya’da yaşanan büyük orman yangını, Türkiye’de Kazdağları ve Cerattepe’nin ranta açılması; neo-liberal saldırganlığın ekosisteme vermiş olduğu zararın bilançosunu gün yüzüne çıkartmıştır.

Dünyamızda artan enerji üretiminin birçoğu fabrikalarda kullanılan enerjidir ve bu enerjiyi üretmenin, kullanmanın maliyeti canlı yaşamına verdiği zarar ile açığa çıkmıştır. Artan termik santraller, hidroelektrik santralleri, rüzgar elektrik santralleri, jeotermik santraller ve nükleer santrallerin doğaya vermiş olduğu tahribat ve gereksiz enerji üretimi sonucunda azotdioksit ve karbondioksit oranı artmış, ozon tabakası incelmiştir. Bunun sonucunda ise Grönland’da buzullar hızla erimiş, hayvan popülasyonu azalmış ve hayvanların yaşam alanları yok olmaya başlamıştır.

Aslında tüm bu geçmişten günümüze kadar gelişerek gelen üretim biçimlerini, üretim araçlarını, bir bütün olarak kapitalizmin yıkıcılığını ve dünyamıza, ekosisteme, doğaya vermiş olduğu zararın bilançosunu yeni dönem Covid-19 pandemisi sürecinde gördük. Sermayedarların daralmaya girmesi ve 400 fabrikanın üretimini durdurmasıyla kendini yenilemeye başlayan dünyamız, karantinada kalan insanların yaşam alanlarına, doğanın gerçek sahipleri olan hayvanların gelmesini sağladı.

Dünya çapında etkisini devam ettiren salgın sürecinde, salgın yönetiminin temel maddeleri olan izolasyon ve karantina uygulamaları devam ediyor. Elbette bu pek de kolay olmadı, özellikle küreselleşmenin tam ortasında yaşayan bizler için. Sosyal hayattan uzaklaşmak, olmayan özgürlüğümüz elimizden alınmış gibi hissettirdi; rahatça alışverişe çıkamaz; sevdiklerimizi göremez ve öpüp sarılamaz hale geldik. Fakat en önemlisi, eskiden her gün yaptığımız gibi doğayı katledemedik ve çevreyi kirletemedik. O zaman koronavirüs tamamen olumsuz sonuçlara yol açmamış olabilir mi?

Pandemi nedeniyle evlerine kapanan insanların evlerinde çalışmaya başlaması, özel araçların ve toplu taşıma araçlarının sayısının düşürülmesi, birçok fabrika ve üretim alanlarında üretiminin durması sonucunda dünyamız tekrar kendini yenilemeye başlıyor. Salgının başlangıç noktası olan Çin, ilk günden itibaren katı önlemler aldı. Wuhan başta olmak üzere bazı şehirler karantinaya alındı, giriş çıkışlar yasaklandı. Bununla beraber Çin’deki hava kirliliği oldukça azaldı. Orta Asya, Avrupa, Latin Amerika bölgelerindeki hava kirliliğinin ve azotdioksit, karbondioksit gazlarının da azaldığı görüldü. Stanford Üniversitesi’nde görev yapan bilim insanı Marshall Burke, hava kirliliğindeki azalmanın yalnızca Çin’de 5 yaş altı 4 bin çocuğun, 70 yaş üstü 73 bin insanın hayatını kurtardığını açıkladı. İstanbul’da ise sanayi tesislerinin varlığı, ısınma araçları ve trafik yoğunluğu nedeniyle artan hava kirliliğinin yüzde 30 oranında azaldığı açıklandı. İTÜ´de görev yapan Prof. Dr. Hüseyin Toros, ocak ayında partikül madde değerlerinin 50 mikrogram olarak ölçüldüğünü şu anda ise %30 azalarak 30 mikrograma düştüğünü söyledi.

Ozon tabakasının dünyayı UV ışınlarına karşı koruyan bir kalkan olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat kloroflorokarbon (CFC) ve bazı gazlar nedeniyle incelmiş, son 30 yıla kadar dünya için çok tehlikeli bir boyuta ulaşmıştı. Pandemi ile gelen bu son süreçte ise bir bilimsel araştırmaya göre Antarktika üzerindeki Ozon tabakasının kalınlaşma sürecinde olduğu ortaya konuldu. Nature Dergisi’nde yayınlanan ve Amerikalı bilim insanlarının yürüttüğü araştırmada Antarktika üzerindeki Ozon tabakasında görülen iyileşmenin net bir şekilde görüldüğüne dikkat çekildi. Hava kirliliğinin yanı sıra Venedik’te kanallar daha berrak akmaya ve değişmeye başladı, hatta yunuslar yüzerken görüldü. Böylece yalnızca doğa değil hayvanlar da olumlu etkilenmiş oldu.

Bu kadar kısa süren bir karantina ve izolasyon sürecinin bu denli olumlu sonuçlara yol açmasından çıkarmamız gereken bir ders var elbette. Belki bunca yıldır hayvan sömürüsü yapmamış, doğa ve canlılar üzerinde egemenlik kurmamış olsaydık ekoloji bu kadar sorunla başa çıkmak zorunda olmazdı, kim bilir? Bu kadar bencilce davranmamış, doğayı talan etmemiş, kendi çıkarlarımız uğruna zarar vermemiş olsaydık belki; iklim değişmemiş, Venedik kanallarındaki balıklar hiç gitmemiş olabilir miydi? Bütün bu soruların cevabını vermek için artık çok geç. Fakat kesin olan şu, tüm bu gelişmeler kapitalizmin yıkıcılığını gün yüzüne çıkartıyor. İşte bu yüzden daha iyi değil ‘iyi yaşama’ yollarını bulmaya çalışmalıyız. İnsanın doğayla olan ilişkisi, doğanın varoluşunun iyileştirilmiş bir biçimde gelecek kuşaklara aktarımını garanti altına alacak bir biçimde düzenlenmelidir. Doğa ve hayvanlar üzerinde sömürü ve özel mülkiyet dayatmasından başka bir şey getirmeyen kapitalizme son verilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir