KADAVRA MEDENİYETİ – Gülşah Şahin

-Bu, dünyanın sonu!

                               -Dünya üzerinde 100 milyar kuş yaşıyor

                -Kuşlar 140 milyon yıldır bu gezegendeler.İnsanlığa karşı savaş açmaları için bu kadar beklemeleri garip değil mi?

-bir nedeni olmalı.

                -Kaç ordan bayım,kaç!Kibriti yere düşürme!

-Bunu neden yapıyorlar?

ne kadardır toplanıyorlar

bu seferki oldukça planlıydı

-Bu, dünyanın sonu.

bu dünyanın,sonu.

                Yaklaşık 1 buçuk aydır Carol Adams’ın ”Etin Cinsel Politikası” kitabını bitirmeye çalışıyorum. Bu gece bitirmeye kararlıyım. Her neyse. Kitabın bir bölümünde ”The Birds” isimli bir filmden bahsediyor, bahsetme gerekçesi ise filmin hayvan haklarına dair 1963’lü yıllarda sözü olması.

                Öncelikle içtenlikle söylemek istiyorum ki bu kadar etkileyici ve dönemine göre teknik açıdan başarılı bir film beklemiyordum. Aklımdaki siyah-beyaz kuşlarla alakalı bir belgeseldi. Fakat ne tahmin ettiğim gibi başladı ne de beklediğim gibi bitti. Beklediğim gibi bitmemesine rağmen son derece kafa açıcı ve içinde bulunduğumuz dönemle birçok şeyi bağdaştırdığım bir filmdi.

                Şöyle bir başlangıç düşünün: yaklaşık 3-4 dakika -tahminimce- karga seslerinden başka hiçbir şey duymuyor ve kargalardan başka bir şey görmüyorsunuz. Sonrasında kendinizi kuş ”dükkanında” buluyorsunuz ve bir kadın ”siparişini” almaya geliyor. Hikaye tam olarak böyle başlıyor. Dükkana giren birinin muhabbet kuşu istemesi üzerine ikilinin diyalogları başlıyor ve ilk replik geliyor: ”Bu olay sizi rahatsız etmiyor mu? Kuşların kafeste tutulmaları?”

                Olay kadının Bodega Bay’a muhabbet kuşu götürmesiyle devam ediyor. İşte burdan sonra kuşların ”saldırıları” başlıyor ve artarak devam ediyor. En çok ilgimi çeken ve bence filmin en etkileyici sahnesi yaşlı bir kuşbilimci kadın ile etrafı arasındaki diyaloglar. Yaşlı kadın etrafındaki insanların tüm söylemlerine rağmen kuşların insanlara saldırmadığını, saldırmayacağını savunuyor ve kuşlarla ilgili çeşitli bilgiler veriyor. İnsanlara sürekli ”Kuşlar bunu neden yapsın?” diye soruyor, tabi haliyle cevap alamıyor. Tam o sırada köşeden bir adam defalarca aynı şeyi tekrarlıyor: ”Bu dünyanın sonu.”

                Yaşadığımız süreçte etrafımdan sık sık yarasalar ve Çinlilerle ilgili serzenişler duyuyorum.Sanki şuan içinde bulunduğumuz durum ”yarasa yiyen Çinliler” yüzündenmiş gibi.Ama hayır.Suçlu türcü patriyarkal kapitalist sistem. Virüsün ortaya çıkmasının,yayılmasının,ölümlerin tek suçlusu içerisinde bulunduğumuz sistem.Bu süreç sistemin gerçek yüzünü görmemize  olanak sağlıyor aslında. Ataerkil,türcü,ırkçı sistemin tüm tahakkümlerle olan ilişkisi çözülüyor. Çok daha berrak, duru.

                Covid-19 kapitalizmin hayvan kullanımından dolayı  geldiği noktanın bir eleştirisidir. Başka bir türün hayatı,bedeni ve hakları üzerinde tahakküm kurarak hayatımızı idame ettiremeyiz.Hayvan kullanımının hiçbir gerekçesi olamaz. Veganlık en temelde yaşadığımız tahakkümler sisteminden çıkıkş yollarından biridir. Bu sürece doğanın iflası, sistemin ,iflası vs ne dersek diyelim hayvan kullanımının rolünü görmezden gelemeyiz. Hem de hala hayvan kullanımına devam ediyorken. Dünya çaplı bu krizi atlatabilmek için ilaçlar üretmeye çalışıyoruz,peki bu ilaçlar kimler üzerinde deneniyor? Günlük yaşantımızda kullandığımız ürünler doğrudan veya dolaylı olarak hayvansal değil mi? Dilimizi hayvanları aşağılayan, türcü bir şekilde inşa etmiyor muyuz? Tüm bunların hepsi bize gerçeği bir kez daha- bu kez belki de çok daha net-gösteriyor: ”bu dünyanın, sonu.”

                21. yüzyılda bu dünyanın sonuna geldik. Yeni bir düzen kurmamız gerekiyor. Tabi bunun için içinde bulunduğumuz insan,heteroseksüel,Türk,erkek,sünni,beyaz sistemi tüm çürümüşlükleriyle beraber yıkmalı. ”Karantina,sosyal izolasyon,dezenfektan,kolonya,maske,vaka…” kelimelerinin asla bitmeyecekmiş hissi veren bir kuş ”istilası” gibi göründüğünün farkındayım. Fakat farkında olduğum bir diğer şey ise turnusol kağıdı bir dönemde olduğumuz. Ya olacak, ya olmayacak. Ya düze çıkacağız, ya da daha çok dibe batacağız. Sistemi kurtarmaya yönelik girişimler gösteriyor ki bu gidişle dibe batmak pek uzak değil. Ama biliyoruz ki bu dünyanın sonu geldi; sınıfsız, sınırsız,özgür ve vegan bir dünya kurmadan yaşamamız artık mümkün değil. Fakat buna cüret etmemiz son derece mümkün.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir