KADINLARIN DA HAYATI EVE SIĞAR MI? – Damla Kenanoğlu

“Hayat eve sığar!”

Dört bir yanda görmeye artık alışkın olduğumuz bu slogan üzerine düşünelim biraz. Hayat eve sığar mı? Ya da şöyle soralım, kadınların hayatları eve sığıyor mu?

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19’un Türkiye’ye de sirayet etmesiyle birlikte kuşkusuz ki olağanüstü günlerden geçiyoruz. Pandemi ilanıyla birlikte belki de virüsün yayılım hızını önlemede gerçekten en etkili yöntemlerden biri olan sosyal mesafelendirmeyi hayatlarımıza uygulamaya, mümkün olduğunca evden çıkmamaya ve insanlarla teması minimuma indirmeye çalışıyoruz. Bu koşullarda evden çıkmamayı tercih edebilenler olduğu gibi mecburi olarak işe gitmek zorunda kalan, adeta açlıkla virüs arasında tercih yapmaya zorlanan ve bir çoğu da sağlıksız koşullarda çalışmaya mahkum bırakılan emekçilerin olması şüphesiz ki konuşulması, tartışılması ve çözülmesi gereken en önemli konulardan biri. Zira sermayenin kar oranını başlıca unsur olarak belirlemekten kaynaklanan bu durum çözülmezse emekçilerin sömürülmesi ve hem çalışanların hem de tüm toplumun sağlığı riske atılacaktır. Tüm bunların da bilincinde olarak bu yazıda tartışmak istediğimiz konu başka. Pandemiyle birlikte şiddetin görünmez kılınmasını engellemek adına “evde kalan” kadınları konuşmak, günyüzüne çıkmış ve çıkacak olan sorunları ve çözümleri tartışmak istiyoruz.

Salgının ilk başladığı yer olan Çin’de salgından sonra ev içi şiddetin en az üç kat arttığı, kadınların kocaları evde olduğu için yardım hatlarını arayamadığı, çocuk gürültüsünden, kuşa ekmek vermekten bahane üreterek, erkeklerin kadınlara şiddet uyguladığı haberlerini gördük. Ayrıca Çin’deki kadın örgütleri polisin de salgın dolayısıyla şiddet ihbarlarına gerektiği gibi müdehale etmediğini belirtiyor.

Kadın cinayetlerinin geçtiğimiz yıl, son 10 yıldakinden daha yüksek olduğu Türkiye’de, bu cinayetlerin  yüzde 72,8’inin evde işlendiğini, faillerin yüzde 95’inin eş, partner ya da akraba olduğunu hesaba katarsak “evinde kalan” kadınlar için durumun ne boyutlara geleceğini tahmin edebiliriz. Salgınla birlikte meydana gelecek ekonomik darlık hali bu oranların artacağını düşündüren bir başka sebep. Bir araştırmaya göre petrol fiyatlarının artmasıyla kadına şiddet arasında doğru orantı olduğu saptanmış, yani ekonomik krizlerde kadına şiddet artıyor. Kısacası hali hazırda salgın gündeminden önce de ev içinde yoğun şiddete maruz kalan kadınların salgınla birlikte “güvende kalmak” amacıyla kapandıkları evlerde aslında güvende olamayacaklarını görüyoruz.


Bir süredir hedef gösterilen, kadınların yaşamları için adeta bir kalkan vazifesi gören İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun ise bu süreçte ne kadar önemli olduğunu hatırlatmakta fayda var. Şu anda dışarı çıkması yasak olan 65 yaş üstünün çoğunun evine yalnız yaşayan kadınlar olduğunu da hesaba katarak, kadınlar için şiddet durumunda arayabilecekleri numaraları yaymak, her ne kadar sosyal izolasyonda olsak da hiçbir kadının yalnız ve savunmasız olmadığını hatırlatmak, birbirimizi gözetmeyi unutmamak, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun salgın bahane edilerek görmezden gelinemeyeceğini tekrar tekrar söylemek ve en etkin biçimde uygulanması için çalışmalarda bulunmak hayati önem taşıyor. Zira evimizin kapısını kapattığımızda virüsten korunabiliriz ancak bu biz kadınlar için evi güvenli alan yapmaya ne yazık ki yetmiyor. Bu sebeple salgın bahane edilerek ev içinde şiddet meşrulaştırılamaz, üstü örtülemez. Kadına şiddetin önlenmesi her koşulda yaşamsal ve ertelenemez bir olgudur.

Tekrar tekrar söyleyelim, tekrar tekrar hatırlayalım: En yalnız hissettiğimiz anda bile yanımızda kadınlar var. Hiçbir koşulda savunmasız ve çaresiz değiliz. Koronadan da erkek şiddetinden de korunmak için biz birbirimize yeteriz!

Kaynakça

https://ekmekvegul.net/gundem/korona-gunlerinde-siddet-bahaneler-artti-acil-onlem-sart

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir