KAPİTALİZM TİTANİK MİSALİ BATMAKTA BİZİMSE KEMAN ÇALMAYA NİYETİMİZ YOK – İktisada Çıkış

Coronavirus Wuhan. US quarantine, 100 dollar banknote with medical mask. The concept of epidemic and protection against coronavrius.

            
    Burjuva devletler ve onların burjuvazileri her zaman çarklarını döndürmenin yollarını aramış ve bulmuştur. Savaşta, ekonomik bunalımda, salgında her zaman krizleri fırsata çevirmenin yollarına bakmışlardır. Kendi sermayelerini korumayı bu sermayeyi daha çok kazanma hırsıyla birlikte geniş coğrafyalara taşımayı hedeflemiş ve bunu elde etmişlerdir. Sermaye birikimi ve yöntemleri her krizde değişikliğe neden olmuştur. Kapitalizm her dönem de sermayeyi bir balon gibi şişirmiş fakat bu sefer baş edemeyeceği büyük bir sorunla baş başa kalmıştır. Peki sistemin baş başa kaldığı bu büyük sorun nedir? Geçmişten bugüne İspanyol gribi, Veba, H2N2 infülenza tipi virüs vb .olan virüs türü hastalıklar sistemi sekteye uğratmıştır. Neo liberal kapitalist dönemde büyük yıkımlara yol açacak ise COVİD-19 virüsü olmuştur. Kapitalizm ve kapitalist devletler büyük bir çözülmeye ve krize girmiş bunun yansıması olarak krizin faturasının tamamen halka kesilmeye çalışıldığı gözle görülür bir vaziyet almıştır. Dünyanın en güçlü devletleri olan ABD, Çin, Fransa, Almanya, Rusya, İspanya, İtalya gibi ülkelerin ekonomileri tamamen sekteye uğramış ve üretimin durdurulmasına karar vermiştir fakat bu krize fazla dayanamamış olan devletler üretime tekrar başlamıştır. Neo liberal kapitalizm temel yapı taşı olan piyasalaşmanın (özelleştirme) getirmiş olduğu büyük bir yıkımla sancılı döneme girmiştir. Aslında devletlerin yapmış olduğu sağlık sektöründen eğitim sistemine kadar tüm kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi piyasalaşmanın yaratmış olduğu krizlerden sadece birkaçıdır. İtalya’da ve  İspanya’da çöken sağlık sistemi bunun somut örneklerinden bir tanesidir. Bunun yanı sıra Türkiye’de sekteye uğrayan online eğitimde yaşanan problemleri de bu bir örnekler arasında yer verebiliriz.

      Pandemi Sürecinin Faturasını Kimler Ödemektedir?

      COVİD-19 virüsü tüm dünyaya yayılmakla birlikte uzun süredir kriz içinde olan sistemin çarklarını durdurmuş ve bu süreçte birçok değişime neden olmuştur. Bank of america (BofA) gelişmekte olan ülkelerin döviz rezervlerinde en çok düşüş yaşayan ülkelerin Brezilya, Suudi Arabistan ve Türkiye olarak kayada geçirdi ve Gelişmekte olan ülkelerin toplam 240 milyar dolar döviz rezervini covid-19 ile mücadeleye harcadığını belirtti. IMF’nin yapmış olduğu açıklamada 2020 büyüme rakamlarının ve hedeflenen rakamların geriye çekilmesi krizin boyutunu çoktan ortaya çıkarmıştır. IMF’nin 2020 tahminlerine göre ise; ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada, Rusya, Brezilya, Meksika ve S. Arabistan resesyon tehlikesi ile karşı karşıya gelmiştir. İspanya, İsrail ve Yunanistan resesyonla deflasyon arası bir yerde olacağı; Çin’in durgunluk yaşayacağı, Türkiye ve İran’ın ise slumpflasyona gireceği belirtilmektedir. Özellikle Türkiye’de doların yükselişi önlenememekle birlikte dolar 7 TL bandında oynarken TL  hızla değer kaybetmektedir. Bunun nedeni ise Türkiye’nin para basmaya başlamasıdır. Kriz yönetiminde kasası boş olan Türkiye hızla para basarken TL hızla dünya genelinde değer kaybetmeye devam etmektedir. Dolarla mücadelede Türkiye’nin cevabı ise Swap faizi ile aşmaya çalışmak yani  %30 olana swap limitini %40 çıkarmaktadır. Kapitalizmin bir balon gibi şişirdiği sermaye salgın sürecinde yok olmaya başlamış salgından kaynaklı duran ekonominin krizi ise 1929 büyük buhran krizinin boyutlarını geçmiştir. IMF (uluslararası para fonu) başkanı Kristalina Georgieva 2020 Haziran ayı verilerinin beklenenden düşük olduğunu ve gelecek dönem planların ise düşünülenden daha vahim olduğunu açıklamıştır. Krizin atlatılması konusunda ise milyar dolarlar ve milyar liralar açıklayan devletlere baktığımızda ise halk yararı adına herhangi bir harcama yapmadığı görülmektedir. Bunun yanı sıra sağlık sektörüne aktarılması gereken rakamlar sermayeyi canlı tutmak için sermayedarların ceplerine aktarılmaktadır. Salgının ilk gününden bu zamana kadar 180 bin kişiyi aşan ölüm oranıyla karşı karşıyayız gelmekteyiz. Açıktır ki sağlık sistemi çökmüş ve sermayenin üretime devam etme konusunda ki ısrarı devam etmektedir. Peki birçok ülkede krize neden olan COVİD-19 salgının bedelini kimler ödemektedir? Tabloya baktığımızda yaşanan ekonomik krizin bedelini sermaye ödüyor gibi görünse de durum hiçte öyle değildir. Kapitalist ülkeler ellerinden geleni yapıyormuş gibi görünse de gençleri, kadınları, yaşlıları, çocukları kısacası yoksul halkı düşünmediği ortadadır. Halklar devletlerin bir şeyler yapma konusunda ki yetersizliği görünce “biz bize yeteriz” diyerek, toplumsal emeğin kolektif emek kültürünü oluşturmaya başlamaktadır. Mesela kolonya üretiminden maske dikimine kooperatifleşmeye kadar gerekli iş kollarında kendi üretimlerini gerçekleştirmektedir.

      Salgınlar İşçi Sınıfı Hastalığıdır: Güvenceli Koşullarda Yaşamak İstiyoruz!

     Bugün salgın koşullarında en büyük toplumsal sorun ise işsizliktir. Memlekete baktığımızda 2020 yılına %14 işsizlik oranı ile giren Türkiye’de durum hiç iç açıcı değildir. Salgın nedeni ile bazı iş kollarında işyeri kapatma kararı almış, birçok işçi işsiz kaldığı için bu rakam 10 milyona yaklaşmaktadır. Durumun dikkat çekici noktası ise esnek emek sektöründe güvencesiz çalışan yani neo liberal çağda proleterleşen tüm kesimin;  özellikle çalışan üniversitelilerin, kadınların, gençlerin işsiz kalması ve işsizliğin hızla artmasına neden olmaktadır. Sermayenin gerekli iş kolları dışında diğer sektörlerde insanları zorla çalışmaya mahkum etmesinin nedeni ise sermaye birikimini sağlamak amaçlı olduğunu biliyoruz. Salgının ilk gününden itibaren istikrarlı bir biçimde memlekette devam eden iki şeyin üretim ve hızla yayılan virüsün olduğunu görmekteyiz. Türkiye salgın koşullarında bir ilke imza atarak pandemi sürecinde halktan para toplayan ilk ülke oldu ve bağışlanan paranın büyük sermaye grupları tarafından bağışlanması paranın vergiden düşürmesiyle de bir ilke imza atmıştır. 83 milyon insanın hayatı söz konusu iken açıklanan 100 milyar TL’den halkın payına; 5 maske, yaşlıların payına 1 şişe kolonya, esnafın payına ise elektrik, su, doğalgaz, vergi borcu ve kredi borçları düşmüştür. Bunun yanı sıra işsiz kalan işçilerin payına ise yoksulluk, açlık ve sefalet düşmüştür. DİSK’in Mart 2020 verilerine göre 1 milyon 660 bin istihdam kaybı , Aralık 2018’de 4 milyon 302 bin, Aralık 2019’da 92 bin kişi artarak 4 milyon 394 bine yükselmiştir. Geniş tanımlı işsiz sayısı ise Nisan ayında 8 milyona dayandı, bu salgın krizi ise ilk olarak ucuz iş gücü olarak çalıştırılan kadınları ve gençleri vurmuştur. Genç kadın işsizlik oranı %36 olarak görülürken genç işsizlik %24.5 olarak artışa geçmiştir. Pandemi sürecinde bu verilerin artacağının bir diğer habercisi ise esnaftan geldi.Türkiye Odalar ve Borsalar birliği geçen senenin Mart ayına göre kapanan şirketlerin %19 artarak esnafın hem ekonomik krize hem pandemi sürecinde uygulanan tedbirlerle kepenk kapatmaya dayanamadı. Kriz durumunda bile yoksul halkı, küçük esnafı, işsizleri düşünmezken sermayedarların cepleri iktidar tarafından doldurulmaya devam etmektedir. Borç batağında bile sermaye darlarını düşünen iktidar Mart ayında cari açığı 4.92 Milyar dolar olarak kayıtlarına geçirdi. Gerekli iş kolları hariç tüm sektörlerde iş durdurulması gerekirken ve insanlara güvence sağlanması için işsizlik fonunun kullanılması gerekilirken iktidar fondan çektiği 10 milyar TL’yi iade etmedi ve milyonlarca insan kendi kaderine terk edildi. Hukuksuz yere ücretsiz izne çıkartılan işçilere ücretli izin verilmesi gerekirken İş Kanunu’nun 56. maddesinde yer alan “…izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere bölümler halinde kullanılabilir.” hükmü uyarınca  corona virüs salgını süresince işçi ve işverenin karşılıklı anlaşması suretiyle en az on gün olacak şekilde işçinin yıllık izninin kullandırılması mümkündür. Ücretsiz izin uygulaması iş sözleşmesinin askıya alınması anlamına gelmektedir. Sözleşmenin askıya alındığı süre boyunca işçi çalışmamakta, işveren ise ücret ödememektedir. İşçiye bu süre boyunca ücret ödenmediği gibi adına sigorta primi beyan edilmemektedir. Önemle belirtmek gerekir ki işverenlerin, işçinin isteği dışında ve tek taraflı olarak ücretsiz izin kullandırması mümkün değildir. Yargıtay Kararları nezdinde işçinin isteği dışında ücretsiz izne gönderilmesi iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız feshi anlamına gelmekte iken bu durum işçiye de iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı tanımaktadır. Böyle bir durumda, işçi kıdem tazminatını almaya hak kazanmaktadır. Bununla birlikte sermayedarları koruyan sadece hafta sonları ve özel günleri birleştirerek sokağa çıkma yasağı ilan eden iktidar her zaman olduğu halk sağlığını ve pandemi koşullarında krizi yönetmede sınıfta kalmıştır.

      Bunun yanı sıra Sağlık emekçilerinin yeterli miktarda ekipmana sahip olmaması ve 3 saat takması gereken maskeyi 1 gün boyunca takması, zor şartlarda çalışırken virüse yakalanınca maaşının yarısının çalışmıyor diye kesilmesi krizi derinleştirmektedir. Market çalışanları, kargo çalışanları bu süreçte en çok omuzlarına yük binen iş kollarından birkaçı onlara da yapmaması gereken işlerin yaptırılması ( örneğin; Şok market internet siparişlerini kendi elemanlarına taşıtıyor), ekipmansız çalıştırılması virüsün yayılmasının bir başka boyutu ve emek sömürüsünün doruklara ulaştığı krizi fırsata çevirmesinin en somut göstergesi.  Pandemi sürecinde yaşanan bu aksaklıklar insan hayatının ne kadar ucuz ve değersiz olduğunu, kapitalizmin ise;  bir kez daha paranın, kar hırsının insan canından kıymetli olduğunu gösterdi. Güçlü ekonomilere sahip ülkelerin aslında; vergilerle, emek sömürüsüyle ayakta durduğunu, devletlerin halkını değil sermayedarlarını koruduğunu, sağlık sistemin, eğitimin sisteminin, ulaşım sistemin nasıl çöktüğünü, kasalarında duran milyarlarca liranın nasıl bir anda değersizleştiğini gördük. Aslında gündelik hayatta gördüğümüz her akşam televizyonu açınca ecel terleri dökerek hayatını kaybeden ve virüse yakalananların sayısını açıklarken çaresizliği ve içi boşalmış her dakika daha çok köşeye sıkışan ve kazdığı kuyuya düşen bir sistemin parçalanmış ve arda kalan kırıntılarını görüyoruz. Sizler sermayedarlarınızın cebini doldura durun biz bize yeteriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir