SALGIN VE AŞI KARŞITLIĞI ÜZERİNE – Simla Mumcuoğlu


Şu an tüm dünyayı pek de sık tanıklık edilmeyecek bir pandemi etkisi altına almış durumda. Tabi karantina günlerinde şanslı olup olmadığımız sorgulanır vaziyette. Henüz semptomları yatıştırmak dışında pek de tedavisi bulunmayan covid-19 salgını hakkında en büyük merak konusu ise “aşısı bulundu mu?”, “ne zaman bulunacak?” soruları. Bilim insanları bu yeni salgını tanıyıp bütün zamanlarını aşı bulmaya ayırırken ülkeler de birbirleriyle yarışmakla meşgul. Peki insanlar bu zor günlerde dört bir elle bilime ve aşı gelişmelerine sarılmışken son dönemde sıkça karşılaştığımız aşı karşıtı gruplar kim? Bu yazıda salgınlar, aşılar ve aşı karşıtlığı konularını inceleyeceğiz.
Aşılar; enfeksiyon hastalıklarına karşı bağışıklık oluşturan ürünler olarak tanımlanmaktadır. Bağışık yanıt oluşturan etkileri dolayısıyla hastalıklara karşı toplumu koruyarak enfeksiyon hastalıklarının yükünü azaltırlar. Fakat sadece toplum sağlığı alanında değil, bir bütün olarak toplumda fakirliğin azaltılması, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi gibi alanlarda da önemli sosyoekonomik yararlar sağlamaktadır. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından belirtildiği üzere; 20. yüzyılda halk sağlığı alanında gerçekleştirilmiş en önemli on başarı listesinde birinci sırada aşılama gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün Mart 2018 raporuna göre; küresel aşılama yılda 2–3 milyon ölümü engellemektedir. Son birkaç yıl küresel aşılama oranı %85 civarında seyretmektedir. Bu oranların hedeflenen düzeye yükseltilmesi ile yılda 1,5 milyon kadar daha ölümün önüne geçebileceği belirtilmektedir. DSÖ ve CDC gibi kuruluşların raporlarında da belirtildiği gibi aşılar sayesinde enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında önemli azalmalar olmuştur. Çiçek hastalığının ve bazı enfeksiyon hastalıklarının dünya üzerinden silinmesi sağlanmıştır. Toplumda yaygın şekilde uygulandığında aşıyla önlenebilir hastalıkları azaltmak ve hatta yok etmek mümkündür.
Aşılar güvenilir ürünler olmakla birlikte çeşitli nedenlerle toplum tarafından güvenliği ve gerekliliği sorgulanabilmektedir. Uzun yıllardan bu yana bazı kişiler aşıya kuşkuyla yaklaşmışlar; etkinliğini tartışmanın yanı sıra ciddi olumsuzluklara neden olabileceğini savunarak, özellikle etiyolojisi bilinmeyen bazı hastalıklardan aşıları sorumlu tutmuşlar ve sonuçta aşılama kavramına karşı çıkmayı sürdürmüşlerdir.
Aşı karşıtlığı, tek bir aşıya karşı olmaktan, tüm aşıları reddetmeye kadar uzanan farklı boyutlardaki davranış biçimi olarak tanımlanır. Aşıya karşı muhalefet de, en az aşı kadar uzun bir geçmişe sahiptir. Aşı karşıtı eleştiriler 19. yüzyıl’da İngiltere ve Birleşik Devletler’de ortaya çıkan çiçek aşısı karşıtı gruplar gibi pek çok farklı şekillerde var olmuştur. Yaygın aşılamalar sayesinde pek fazla salgın yapmayan çiçek hastalığı, 1870 yılında ABD’de büyük bir salgına neden olmuştur.
Yirmi yıl önce ise “aşı kararsızlığı-aşı reddi” kavramları tekrar ortaya atılmış olup giderek artan aşı reddi vakaları, aşılama oranlarında düşüşlere neden olmuş ve aşı ile korunabilir hastalıkların sıklığında artışa yol açmıştır. Bazı Avrupa ülkelerinde aşılama oranları azalmış ve sonucunda 2012’de Avrupa’da çok büyük bir kızamık salgını yaşanmıştır. 2011 yılı Mayıs ayı sonu itibariyle 38 ülkede 10 binden fazla kızamık vakası bildirilmiş ve büyük bir ölüm sebebi olmuştur.
Ülkemizde ise son sekiz yıldır “aşı karşıtlığı” hareketi başlamıştır. Önceleri çok az sayıda olan aşı reddi vakaları, 2015 yılında “aşı uygulaması için ebeveynden onam alınması” ile ilgili bir davanın kazanılması ve aşı karşıtı söylemlerin sık sık medyada yer alması ile hızla artış göstermiştir. Çocuklarına aşı yaptırmak istemeyen ailelerin sayısı; 2011’de 183’ken, 2018’de 23 bin düzeyine yükselmiştir. Türkiye’de 2016 yılında %98 olan aşılama oranı, 2017 yılında %96’ya gerilemiştir. Ülke genelinde 2017 yılında 85 çocukta kızamık görülürken, 2018’in ilk üç ayında kızamık vaka sayısı 44’e ulaşmıştır. Böylelikle kızamık insidansı on kat artış göstermiştir. Aşı reddi vakalarının 50 bine ulaşması durumunda salgın meydana gelmesi olasılığı oldukça yüksektir.
Bu örneklerde gördüğümüz gibi dünyadaki aşı reddi vakalarının son yıllarda hızla tehlikeli boyutlara ulaşması üzerine; DSÖ 2019’da çözüme kavuşturmayı planladığı 10 küresel sağlık sorunları arasında aşı karşıtlığına da yer vermiştir.
Aşılar, modern bilimin en büyük zaferlerinden birisidir!
Günümüzdeki sayısız komplo teorisyeni, binlerce bilim insanının ömürlerini adadıkları ilaç ve aşı sektörünün tamamının yalan söylediğini ileri sürmektedir. Bu, bilimsellikten ve rasyonel düşünceden uzak bir iddiadır; herhangi bir geçerliliği bulunmamaktadır. Bu art niyetli kişi ve gruplar tarafından günümüzde ortaya çıkan her salgın hastalık “Amerika’nın veya İsrail’in laboratuar deneyi” olarak lanse edilmekte, kitleleri yanlış bilgilere itmekte ve hatalı inançlar geliştirmelerine sebep olmaktadır. Hatta potansiyel olarak insanların kendileri ve yavrularının hayatlarıyla oynamakta, toplum sağlığını alenen tehdit etmektedir!

  1. yüzyılın başında her gün sadece ABD’de 450 kişi verem nedeniyle hayatını kaybediyordu. Bu dönemde verem, “ölüm” ile eş anlamlı idi. Günümüzde ise basit bir aşıyla önlenebilecek, yakalanıldığı halde ise antibiyotik tedavisiyle yok edilebilen bir hastalık. Bu anlamda bilimin bize sağladıklarının farkına varmalı ve komplo teorisyenlerine fırsat vermemeliyiz.
    AŞILAR NASIL ÇALIŞIR?
    Tek bir insanın vücudunda 1 katrilyon civarında mikrop bulunur ve bazıları ölümcüldür. Fakat şu anda ölmüyorsak bu, evrimsel süreçte kazandığımız bağışıklık sisteminin sonucudur. Bir kısmı ana rahminde kazanılır, bir kısmı da doğumdan sonra maruz kaldığımız yeni patojenlerle tanışma sonucunda kazanılır. Yani bağışıklık sistemi, düzenli olarak gelişen bir sistemdir.
    Ne var ki her hastalığın mikrobu veya virüsüyle bizzat yüzleşerek tanışmak aşırı risklidir. Normalde vücudumuza giren hastalık yapıcı mikroplar hızla üreyerek, savunma sistemimiz genelde onları durduramadan önce savunma sistemi hücrelerimizin baş edebileceği sayıyı geçerler ve bizi hasta ederler. Zaten bu nedenle atalarımızın yavrularının neredeyse hepsi ilk 5 yıl içinde ölüyordu. Bu yaşı aşabilenlerin çoğu da 30-40 yaşına kadar anca yaşayabiliyordu. Fakat modern çağda
    artık bu şekilde bir bağışıklık edinimine ihtiyacımız yok. Her 5 yavrudan 4’ünün ölmesine gerek kalmadan da bağışıklık kazanmamız mümkün; tıpkı besinlerimizi avlayarak edinmediğimiz gibi… Bilim ve teknolojinin nimetlerinden faydalanabilmeliyiz. İşte patojen bağışıklığı açısından bunu yapabilmek için, aşı adını verdiğimiz yöntemi uyguluyoruz.
    “Sola dosis facit venenum”
    “Bir maddeyi zehir yapan yalnızca onun dozudur”
    -Paracelsus
    Aşılar, çok düşük dozda, seyreltilmiş ve öldürülmüş/zayıflatılmış mikropları içeren kimyasallardır. Aşıdaki dozaj çok düşük olduğundan ve içindeki mikroplar da etkisiz hale getirilmiş olduğundan, kişinin savunma sistemi, hastalığı tam olarak geçirmek zorunda kalmadan mikroplarıyla tanışır. Hastalığın tam gücüne savunmasızken maruz kalmaktansa; kontrollü bir şekilde zayıflatılmış mikroplara, kontrollü bir şekilde bir kere maruz kalmak ve savunma sistemine bu virüsleri “tanıtmak” mantıklı, bilimsel ve işlevseldir. Aşı olmamayı seçmek, işi doğa yasalarına ve rastgele bir şekilde, kitlesel düzeyde insan (özellikle de bebek ve çocuk) ölümlerine bırakmak demektir. Modern çağda bu düzeyde bir gericilik kabul edilebilir değildir.
    Bugün sadece aşılar ve düzgün aşılanma sayesinde:
    • Çocuk felci ve çiçek hastalığı %100 başarıyla;
    • Difteri, H. influenzae (5 yaşından küçüklerde), kızamık, kabakulak, kızamıkçık %99’dan fazla başarıyla;
    • Hepatit A ve kalıtsal rubella sendromu %98’den fazla başarıyla;
    • Tetanoz ve suçiçeği %96’dan fazla başarıyla;
    • Meningokok, boğmaca, pnömokoksis (5 yaşından küçüklerde) ve rotavirüs %80’den fazla başarıyla,
    • Akut hepatit B ise %70’ten fazla başarıyla önlenebilmektedir.
    Aşılanma yolu ile bireysel bağışıklık sağlanır ve kişi hastalıktan korunurken, aynı zamanda toplumsal bağışıklık da sağlanır. Toplumda aşılı bireylerin sayısı arttıkça, aşılanmamış bireylerin hastalık etkeni ile temas olasılığı ve hastalığın o toplumda görülme sıklığı azalır. Dolayısıyla aşılanmamış her birey, o toplumdaki henüz aşılanma dönemine erişmemiş ya da aşılanması henüz tamamlanmamış çok sayıda aşısız yeni doğan, bebek ve küçük çocukların hastalık etkeni ile erken dönemde temasına ve ölümlere neden olmaktadır. Bu da akla şu soruyu getiriyor:
    Aşı yaptırmamak kişisel bir hak mıdır?
    İlaç almanın bir tercih olduğu aşikârdır. Ancak söz konusu ilaçlar sadece sizi etkileyen hastalıklarla (baş ağrısı, öksürme, vb.) ilgili değil de, aşıların hedef aldığı salgınlara neden olan virüs ve bakterilerle ilgili olunca, aşı karşıtlığı, toplum sağlığını riske atma davranışıdır ve milyonlarca insanın hayatını tehdit etmektedir. Toplumda
    herhangi bir salgının önünü kesmek için toplum bağışıklığı (herd immunity) eşiğine ulaşılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde herhangi bir salgının kişiden kişiye geçerek aşılanması mümkün olmayan kişilerin hastalanmasını önleyebiliriz. Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, ileri yaşlı hastalar, hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak için gereken toplum bağışıklığı eşikleri %80-95 arasında değişmektedir. Aşılama oranları bu rakamların altına düştüğünde o toplumda salgınlar baş göstermeye başlamaktadır. Sonuç olarak aşılanmamak bireysel bir karar değildir. Toplumun aşı ile önlenebilir bulaşıcı hastalıklardan korunmasını sağlamak için aşılanmak gereklidir.
    Bu nedenle aşı olmamayı tercih ediyorsanız, evinizden çıkmamalı ve toplumla hiçbir şekilde fiziksel etkileşime geçmemelisiniz. “Hem toplumun bir parçası olayım, hem de toplum sağlığını riske edeyim.” gibi bir yaklaşım tamamen bencildir ve kabul edilemez. Ancak hepimiz biliyoruz ki toplumdan tamamen izole olmak neredeyse imkansız ve insan doğasına da aykırıdır. Karantinada olduğumuz şu günlerde bunun zorluğunu hepimiz anlamış olduk. Bu nedenle aşı yaptırmamanın hiçbir mantıklı yönü yok.
    Tıp mesleğinde hiçbir tedavinin veya uygulamanın risksiz olmadığı, ancak aşıların yan etkileri ile doğal hastalıkların etkileri karşılaştırıldığında, yarar-zarar dengesinin “çok büyük oranda” aşı ve aşılama lehine olduğu unutulmamalıdır. Günümüzde aşı ile önlenebilir hastalıklar yerine aşıların neden olduğu hastalıklar gibi hiç bir bilimsel temeli olmayan söylemler, toplum sağlığı gözetilmeksizin ortaya atılmakta ve medya aracılığı ile yayılmaktadır. Ana akım olan kabullenişlere aksi yönde açıklamalar, özellikle internet çağında fazlasıyla moda oldu. Ancak bu tip bilim karşıtlıklarının iddialarının asırlar öncesine dayandığı ve ihtiva ettiği argümanların pek değişmediği hatırlanmalıdır. Yani aşı karşıtlığı, sunulmaya çalışıldığı kadar yeni bir “farkındalık” değildir. Kitlesel paranoyanın var olduğu her dönemde var olmuştur ve tarih boyunca birçok salgının da önünü açmıştır.
    Yeni ortaya çıkmış bir virüsün aşısı yok elbette. Bugün milyonlarca virüs varken aşısı olmayan bir virüsün pandemi yaratması kabul edilebilir. Henüz bu süreçle ilgili beklemekten ve bilime güvenmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Ancak gelecekte olması muhtemel salgınları önlemek için yapılabilecek en güvenilir yöntemi artık biliyoruz.
    KAYNAK:
    • M. ÖZEN, N. DOĞAN. “Aşı-Hastalık İlişkisi: Söylenti mi, Gerçek mi?” Klinik Gelişim. 2012; 25: 16-20.
    • KADER Ç . AŞI KARŞITLIĞI: AŞI KARARSIZLIĞI ve AŞI REDDİ – ANTI-VACCINATION: VACCINE HESITANCY and REFUSAL. ESTÜDAM Halk Sağlığı Dergisi. 2019; 388-377.
    • Gür E. Vaccine hesitancy – vaccine refusal. Turk Pediatri Ars 2019; 54(1): 1–2.
    • https://evrimagaci.org/asi-nedir-nasil-calisir-asilar-hayatimizi-nasil-degistirdi-5349
    • https://evrimagaci.org/asi-karsiti-kampanyalarin-tarihcesi-1574

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir