A Luta Continua – Mücadele Sürüyor – Kadir İlik* (Üniversiteli Gazetesi)

Asıl özgürlüğün tek başına değil, bütün bir Güney Amerika halkının özgürlüğüyle mümkün olduğunu anlamıştı. Bundan böyle o, Arjantinli değildi; Güney Amerikalıydı. Değişmişti. Özgürlüğün ancak devrimle olacağını anlamıştı

 1952 yılının ilk günlerinde, Arjantinli iki arkadaş kendilerini boğan ve anlamsız gelen hayatlarından kurtulmak, özgürlüğün ne olduğunu anlayabilmek için bütün Güney Amerika’da motor sürmeye başladılar.  Yolculuklarına başlarken heyecanlı, hevesli ve meraklıydılar. Önlerinde koskoca bir kıta, keşfedilmeyi bekleyen onlarca şehir, tanışacak binlerce insan vardı. Evet, bu hepimizin bildiği Ernesto Guevara ve arkadaşı Alberto Granado’nun hikâyesi.

Bu yolculuk sırasında gittikleri her yerde karşılaştıkları şey yoksulluk, açlık, işsizlik ve hastalıklardı. Haksızlıklar görüyorlardı; toprakları ellerinden alınan çiftçileri, yerlilerin eteklerinde yaşadığı dağları madene çevirip sonra da bu madenleri onlara mezar yapan büyük büyük şirketleri görüyorlardı. Değişiyordu Ernesto, kendi deyimiyle ‘’ insanlığa daha yakın‘’ hissediyordu. Geceleri artık kendi özgürlük hevesini düşünmüyordu, onları yazmıyordu günlüğüne, Güney Amerikalıları düşünüyordu. Asıl özgürlüğün tek başına değil, bütün bir Güney Amerika halkının özgürlüğüyle mümkün olduğunu anlamıştı. Bundan böyle o, Arjantinli değildi; Güney Amerikalıydı. Değişmişti. Özgürlüğün ancak devrimle olacağını anlamıştı.

Doktor Ernesto’dan Gerilla Che’ye

Önce Guatemala’da girişti mücadeleye. Buradaki hükümetin CIA destekli bir darbeyle yıkılması üzerine Güney Amerika’nın üstünü kaplayan bu gölgenin, doğrudan ABD emperyalizmi olduğunu anladı ve gölgenin ancak silahlı mücadeleyle dağıtılacağına emin oldu. Artık ‘’Che’’ olmuştu.

Oradan Meksika’ya geçti, burada Fidel Castro’yla tanıştı. Küba halkının çektiği zulmü, ABD’nin Küba’yı nasıl acımasızca sömürdüğünü, en başta da faşist diktatör Batista’nın tüm bunları halka zorla dayatıp onları nasıl sattığını Fidel’den dinledi.  Che Fidel’e inanmıştı, ikisi de ne yapılması gerektiğini biliyordu. Fidel ve yoldaşlarıyla birlikte Che de Küba’ya geçecek, tüm Güney Amerika halkları adına Batista diktatörlüğüne karşı gerilla savaşı başlatacaktı.

2 Aralık 1956’da Fidel ve yanındaki 81 gerilla gün doğumunda Oriente’de karaya çıktı. Burada hükümet kuvvetleriyle girdikleri çatışmada 82 gerilladan sadece 21 savaşçı hayatta kaldı. Bu kararlı savaşçıların içinde Che de vardı. Maestra Dağlarına çekilip ABD işbirlikçisi Batista’nın düzenli ordusuyla gerilla savaşına giriştiler. 1958 Aralığının son günlerinde devrimin en önemli olaylarından olan Santa Clara’ya saldıran “İntihar Timi’ni” yönetti. Generallerin, özellikle de General Cantillo’nun Castro ile buluştuğunu ve isyanın lideriyle ayrı bir barış pazarlığı yaptığını öğrenen Batista, 1 Ocak 1959’da Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı. Arjantinli olan Che, Küba halkı için yaptıklarından dolayı ‘’doğuştan Küba vatandaşı’’ ilan edildi. Artık o Kübalılar için bir kahramandı.

Che yeni hükümette Ulusal Toprak Reformu Enstitüsü’nde görev aldı, Küba Merkez Bankası’nın başkanı oldu. Daha sonra Sanayi Bakanı olarak Küba Sosyalizminin açık ve kesin bir hale gelmesine yardımcı olmuş, ülkenin ileri gelen kişileri arasına girmişti. Kübalılar için çalışıyor, onlarla birlikte yeni ve özgür bir Küba kuruyordu. Ancak aklı diğer ezilen Güney Amerika halklarındaydı, tüm Güney Amerika’nın özgürleşmesini istiyordu. Bir gün çok sevdiği Küba halkından ayrılıp başka ülkelerde mücadeleye girişme kararı aldı.  Kendinden emindi. Che girdiği mücadelelerde öldürülebileceğini biliyordu. Onun amacı tüm Güney Amerika’yı, hatta dünyayı, emperyalizme karşı harekete geçirmekti. 12 Mart 1965’te Küba’dan ayrıldı. ABD emperyalizmi tarafından tesis edilen yeni-sömürge ülkelerin halkları, sömürge tipi iktidarlar eliyle iki kere sömürülüyordu. Che’nin hedefi gideceği ülkelerde ABD ve diğer emperyalist devletlerin tahakkümünü kırmak, yani bağımsızlığı kazanmaktı. Önce Kongo’ya ardından Bolivya’ya geçti. Gittiği yerlerde yerli bağımsız halk kuvvetleriyle birlikte emperyalizme karşı savaştı.

Ölüm hoş geldi safa geldi!

Tam da Che’nin dediği gibi oldu. Che Bolivya‘da girdiği mücadelede Bolivya ordusunda çavuş olan Mario Terán tarafından acımasızca katledildi. Che’nin ölümü tüm dünyada ses getirdi. Tüm dünyada ‘’Che Yaşıyor!’’ sloganları yankılanıyordu. Kendini öldürmek üzere olan askere: ‘’Vur beni korkak, sadece bir insan öldürmüş olacaksın’’ dediği gibi,  Che gitmiş yerine binlerce ‘’Che’’ gelmişti. 1968 yılının gençlik hareketleri açısından da Che, bir simge haline gelmişti. Dünyanın dört bir yanındaki genç devrimciler Che’nin hayatından ilham alıyor ve memleketlerindeki yeni-sömürge sistemine karşı anti-emperyalizm bayrağını yükselterek mücadeleye giriyorlardı. Che, o dönem ülkemizde de Mahir Çayan başta olmak üzere birçok genç devrimciye ilham olmuştur.

Günümüzde emperyalistler ülkeleri, doğrudan işgal etmeyerek yerel işbirlikçikler aracılığıyla gizli işgal altına alıyorlar. Halkın tüm ihtiyaçlarını kendilerinden başka bir alternatife izin vermeyerek gidermesini sağlayıp sömürüyü devam ettiriyorlar.  Bugün Che’nin başlattığı savaş hala devam etmekte, emperyalizm memleketimizi ve tüm dünyayı sömürmeye, işçileri yoksullaştırmaya, işsizleri ölüme mahkum etmeye ve insanları dünyadaki tüm kaynaklardan mahrum bırakmaya devam etmektedir.

Bu barbarlığın son bulması için motosikletiyle gezdiği tüm coğrafyanın kaderini değiştirme cüreti gösteren Che gibi bugün bizler de emperyalizme karşı Che’yi kendimize bir kılavuz olarak belirlemeliyiz. Yapılacak olan şey bellidir: 1950’li 60’lı yıllarda Che’nin yükselttiği anti-emperyalizm bayrağını devralarak onun başlattığı savaşı devam ettirmeli, açtığı yolda motosiklet sürmeliyiz.

ölüm nerden ve nasıl gelirse gelsin…

savaş sloganlarımız 

kulaktan kulağa yayılacaksa

ve silahlarımız 

elden ele geçecekse:

ve başkaları mitralyöz sesleriyle 

ve de savaş naralarıyla cenazemize ağıt yakacaksa…

ölüm hoş geldi , sefa geldi!

Che’ye Saygıyla…

*Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğrenci Kolektifi

Çok okunanlar

No Picture
Haberler

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde faşist saldırı

Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde 1 Mayıs’ta onurlu ve bağımsız bir üniversite için Taksim’e çağrı yapan üniversitelilere okul dışından gelen 50 kadar faşist saldırdı. Dün 1 Mayıs çağrısı için kampüse Devamı

No Picture
Haberler

ODTÜ’de “özgürlük günleri” başlıyor

ODTÜ’de öğrenci toplulukları üniversitede yaşanan ve son zamanlarda şiddetini artıran sansür ve baskı uygulamalarına karşı “özgürlük günleri” düzenliyor. Üniversitede demokratik ve özgürlükçü bir yapının var olmasını engelleyen saldırılara karşı özgürlük Devamı

No Picture
Haberler

Gençlik: “İstanbul’u IMF’ye dar edeceğiz”

Bugün, (2 Ekim) üniversite öğrencileri polisin tüm engellemelerine rağmen Beyazıt Meydanı’ndan Dolmabahçe’yekadar uzanan IMF karşıtı bir eylem gerçekleştirdi. İstanbul Üniversitesi (İ.Ü.) Fen-Edebiyat Fakültesi’nde ve Merkez Kampus’ta toplanan üniversiteliler saat 13:30’da Devamı