Abdülhamid’den AKP’ye kalan miras: Sansür – Sedat Çakmak* (Üniversiteli Gazetesi)

”Bulunduğumuz her yerde; üniversitede, sokakta, sosyal medyada zekâmızı ve yaratıcılığımızı kullanacak, baskıyı ve sansürü kıracağız. Şimdi vakit gençliği sansürle, baskıyla avuçları içine almaya çalışanlara karşı özgürlüğümüzü, geleceğimizi avucumuzun içinde sımsıkı tutma vaktidir”

Bu topraklarda sansür Tanzimat’tan beri bir toplumsal dizayn ve baskı aracı olarak kullanılıyor. Abdülhamid’in tramvay biletlerine, ilanlara, konyak şişesi etiketlerine kadar giren yoğun sansürü bugün
AKP’nin internet medyasına yönelik yeni düzenlemesiyle bilgi çağına ayak uyduruyor.

Yeni düzenleme ile internet ortamında radyo, televizyon ve yayın hizmetlerinin yani internet dizileri,
video haber siteleri ve esasen internet ortamındaki medya ve kültür faaliyetinin tümü RTÜK tarafından
denetlenecek, bu platformlar RTÜK’ten yayın lisansı ve de yayın iletim yetkisi almak zorunda kalacak.
RTÜK’ten yayın lisansı alamayan veya içeriği RTÜK tarafından uygun bulunmayan platformlarda
içerik kaldırılabilecek veya erişim engellenebilecek. Yani bu düzenleme tıpkı televizyonlarda olduğu
gibi iktidarın aklındaki toplumsal dizayna uygun yayınların yapılmasını zaruri kılan bir yerde duruyor.

AKP’nin elinin daha az uzanabildiği ve bu nedenle diğer alanlara göre nispeten daha özgür olan internet
ortamı bu düzenlemeyle beraber ülkede var olan baskı ve kısıtlamalardan nasibini almış oldu. Daha
şimdiden BluTv, PuhuTv gibi platformların sansür yasasını kabullenip bünyesindeki diziler üzerinde
değişiklik yapması düzenlemenin internet yayıncıları üzerinde yarattığı korku atmosferini gözler önüne
serdi. İnternet üzerinde sadece birkaç Youtube ve Twitter fenomeninin verdiği cılız tepkiyle geçen internete sansür yasası AKP iktidarının gençliğin özgürlük alanlarından birine daha müdahil olmasının önünü açtı.

Sansürsüz, alkolün sigaranın buzlanmadığı, sevişme sahnelerinin kesilmediği, LGBTİ+’lerin yer bulabildiği internet dizilerinin de artık RTÜK’ün radarına takılacak olması tıpkı televizyon dizilerinde olduğu gibi bir otosansürü de beraberinde getirecek. İçinde “şarap” geçen şiirlerin sansürlendiği; şiddetin, şovenizmin, militarizmin, kadın düşmanlığının övüldüğü televizyon dizilerinden bunalıp internet dizilerine yönelen gençlik için bu durum bir alternatifsizliği doğuruyor. Bu alternatifsizlik ise AKP’nin gençliğe dair planlarıyla paralellik gösteriyor.

Amaç gençliği gerici normlarla dizayn etmek

AKP alkolü, sigarayı, öpüşmeyi, sevişmeyi yasaklayamadığı için bunları gençlikten olabildiğince soyutlamaya çalışıyor. Gençliği gerici normlarla yeniden dizayn etmek için TÜGVA ve TÜRGEV gibi gerici vakıfların eline mahkum ederken internet gibi kontrol etmekte zorlandığı alanları sansürle boğmaya çalışıyor. Tıpkı Abdülhamid’in gençlerin yurtdışında eğitim almasını yasaklaması, dergi ve gazetelere kapatma ve sansür uygulaması gibi gençliğin öğrenmesine ve sorgulamasına sebep olacak her türlü aracı engelliyor.

Doğan Medya’nın Demirören’e satılmasıyla beraber televizyonlarda birkaç ufak kanal dışında iktidarın
aleyhine en ufak söz söylenme olasılığı olan bir mecranın kalmaması da televizyonun doğrudan AKP’nin
propaganda organı olarak işleyeceği bir dönemi doğuruyor. Diktatörlük inşasında önemli yer tutan medyada tekelleşme ve bundan dolaylı ortaya çıkacak tek seslilik AKP’nin gerici bir toplum inşasına da imkân sağlıyor. Televizyonlarda her gün dünyanın düz olduğunu, Nuh’un oğlu ile telefon aracılığıyla haberleştiğini iddia eden, battaniyenin şehvet uyandıracağını söyleyen yandaş akademisyenler ve din adamlarını izlerken, bilimsel ve akademik tartışmalara yer verilmiyor. Doğru bilgiye ulaşma yolları kısıtlanan, her gün dezenformatif haberlere maruz kalan bir toplumun sağlıklı ve bilimsel düşünme olanağının ne kadar azalacağı da ortada.

Televizyondaki tek seslilik ile toplumun orta yaş ve üstüne kendi siyasetini empoze eden AKP internet
sansürüyle de televizyonla pek haşır neşir olmayan gençliğin en azından kendi çizdiği sınırların dışına çıkmamasını sağlamaya çalışıyor.

Gençliğin kendisine çizilen sınırların dışına çıktığında neler yapabildiğini “ODTÜ Ayakta” sürecinde,
Gezi İsyanı’nda deneyimleyen AKP, genç beyinleri “yerli ve milli” yapmayı, dindar ve kindar bir nesil yaratmayı kendine misyon edinmiş durumda. Gençlik için en iyisini onlar bildiği için gençliğin neyi izleyeceğine, nasıl yaşayacağına, ne giyeceğine de onlar karar vermeli. Farklılıklara tahammül edilmemeli, anında ezilmeli. Hayatımızın her alanına sirayet eden bu anlayış bize karanlık bir gelecek vaat ediyor.

Baskıyı ve sansürü kıracağız

İktidar en çok gençlikten korkuyor, en çok gençlikle uğraşıyor. Üniversitelerdeki baskı, internetteki
sansür, eğitimdeki gericilik hep bu yüzden. Ama gençliğin de tüm bu hamlelere karşı zekâsı ve yaratıcılığı var. Bulunduğumuz her yerde; üniversitede, sokakta, sosyal medyada zekâmızı ve yaratıcılığımızı kullanacak, baskıyı ve sansürü kıracağız.

Şimdi vakit gençliği sansürle, baskıyla avuçları içine almaya çalışanlara karşı özgürlüğümüzü, geleceğimizi avucumuzun içinde sımsıkı tutma vaktidir. Abdülhamid’in dağıttığı şekerleri ayakları
altına alıp ezen Mülkiyeliler gibi sözümüzü eylemimizle söyleyeceğiz. Hapsolmayı göze alıp dergisinde
Abdülhamid’in sansür yasasına karşı karikatür yayınlayan Teodor Kasap gibi mizahı, sürgün yeme pahasına yazdığı hicivlerle Abdülhamid’in sansür politikasını eleştiren Şair Eşref gibi sanatı kullanacağız.

Hala güncelliğini koruduğundan Şair Eşref’in sansüre ve dönemin basınına karşı yazdığı hicivlerden
biriyle yazımızı bitirelim:

“Şifre bizde gazete, tecrübedir miftâhı.
Dikkat et sözlerime, cümle mebâhiste oku.
Bilmek istersen eğer sıhhatini bir şeyin,
Vak’anın aksini evrâk-ı havâdiste oku!”

(miftâh: anahtar, şifre / mebâhis: üzerine konuşulan konular / evrâkı havâdis: gazeteler)

*Kolektif Yürütme Kurulu

Çok okunanlar