Bu filmi biz yöneteceğiz – Büşra Tanrıverdi* (Üniversiteli Gazetesi)

”Böyle gayet kararlı ve ciddiysek; hazırız adım atabiliriz, bu baharda da en çok kantin kapıları, amfi sıraları, kütüphane kitaplıkları, üniversite bahçeleri yeşerecek; sanatla
dolduracağız”

Üniversitelerde şiir okuyamazsınız, üniversite panolarına gazete asamazsınız, tiyatro yapamazsınız,
müzik aleti çalamaz, şarkı söyleyemez, bilimsel atölyeler/forumlar düzenleyemez ve film izleyip izletemezsiniz. Üniversitelerimizi kantin kapılarından amfi sıralarına kadar sanat düşmanlığıyla, kürsülerdeki hocalarından kütüphanelerdeki kitaplıklarına kadar gericilikle, bahçelerdeki ağaçlarından laboratuvarlarındaki deney tüplerine kadar bilim ve doğa düşmanlığıyla dolduracağız. Ve soracaklar elbet, üniversite kimin? Sanatı kim icra edecek? Müziği çalanla tiyatro yapanı aykırı kılan şey ne? Filmimizin hangi repliğinde biz varız?

Zamyetin, üniversite tasviri yaptığı bir roman yazsa sizce de bu kadar distopik olurdu değil mi? Üzülme sevgili Zamyetin, gözün arkada kalmasın. Çünkü; birileri bu uğraşa çoktan girişmiş fakat ne var ki distopyaların çoğunlukla beraberinde getirdiği özgürlük ve mutluluk isteklerini arttırdığını unutmuş
olmalı. İşte tam da bu isteklerden aldığımız gücün bilinci ve inancıyla cevaplayacağız; üniversiteler bizim, sanatı biz icra edeceğiz, müziği çalanımız gericiliğe ve sansüre, tiyatroyu oynayanımız diktatöre ve
yandaşlarına aykırı olacak. Elbette distopik atakların bizde uyandırdığı özgürlük ve mutluluk istekleri
repliklere sığmayacak; bu filmi biz yöneteceğiz.

Üniversite fikrini; sanat düşmanlığı, gericilik ve itaatkârlık dayatmasıyla oluşturmak isteyenlerin durduğu yeri iyi bilmek gerekir. Tam karşısında durabilmenin yılmaz dirayetini de pek tabi. Girişte
okuduklarımız bir Zamyetin distopyası olamamış olsa da yılmaz bir dirayetle tam karşısında durmayı
iyi bilmemiz gereken gerçekler.

Bugün bu itaatkâr fikrin savunucuları saraya yandaş, diktatöre yoldaş olmaktan edindikleri cesaretle Edebiyat Fakülteleri’nde şiirlerin sesini kısmaya çalışıp maket gemilere saldırarak, İletişim Fakültelerinde gazete dağıtımlarını engellemeye çalışıp film gösterimlerini yasaklayarak, üniversite içerisinde ve memleketin dört bir yanında tiyatro oyunlarını engellemeye çalışarak korka korka ilerledikleri bu yolun sonunda özgür, bilimsel ve laik üniversite fikrini görsünler diye tam karşılarında
durmak zorundayız. Bu itaatkâr fikrin savunucuları karşımızda üniversitenin yandaş rektörü, baskıcı
polisi ve tacizci güvenliği olarak dururken onların karşı olduğu bütün ilerici ilkelerimizi gerektiği
yerde bir sanat direnişine dönüştürerek yürümeliyiz. İstanbul Üniversitesi bahçesinden yükselen
“Saraylar saltanatlar çöker” dizelerini birçok üniversiteden birçok üniversiteliye sahiplendiren direniş
İTÜ’de “Müzik haramdır” diyenlerin karşısında bağlamasını eline alan bir üniversiteli olarak çıkıyor
karşımıza, hepsini hatırlayarak yürümeliyiz. Bu skeçte İsmail Kahraman’a bir kez daha yer yok diyerek
maskelerimizi indirmeden, perdeleri kapatmadan yürümeliyiz. Güzergahını aklın ve bilimin ve sanatın ışığı doğrultusunda çizdiğimiz, adımlarımızı yerli ve milli değil kararlı ve ciddi atmaya hazırlandığımız
bu yolda; şiirimizin sesini kısmaya çalışanların karşısında Ülkü Tamer, oyunumuzu uzaklaştırmalarla engellemeye çalışanların karşısında Füsun Demirel ve bizi tasviri kendinden makul repliklerle kuşatmaya çalışanların karşısında Yılmaz Güney olmak zorundayız.

Böyle gayet kararlı ve ciddiysek; hazırız adım atabiliriz, bu baharda da en çok kantin kapıları, amfi sıraları, kütüphane kitaplıkları, üniversite bahçeleri yeşerecek; sanatla dolduracağız. Her tiyatroda aynı
maske olmaz; sıradaki oyunumuzda mücadeleyi görecekler yüzümüzde. Bir de kumandayı aldık elimize, filmi ileri sarınca İletişim Fakültesi panolarında bu satırlar çıkacak karşımıza. Üniversite duvarlarında,
tahtalarında izleyeceğiz bu filmi.

*İstanbul Üniversitesi Şiir ve Sanat Topluluğu

Çok okunanlar

Haberler

10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı

İstanbul, Antalya, İzmir ve pek çok yerde 10 Ekim 2015 Ankara’da gerçekleşen katliamda yaşamını yitirenler eylemlerle anıldı. Katliamın faillerinin ortaya çıkarılması talebiyle yapılan eylemlerde mücadeleye devam vurgusu öne çıktı İstanbul Emek Devamı