Çevre Kanunu’ndan doğaya kalan: Yağma ve talan – Pınar Elmas* (Üniversiteli Gazetesi)

Şehirlerin iyileştirilmesi inşaatları arttırmak, mega projeler yapmak ile gerçekleştirilemez. Nitelikli yaşam koşullarında, sağlıklı, temiz ve betonla kaplı olmayan şehirlerde yaşamak için ve en önemlisi nefes alabilmek için doğamıza ve kentlerimize sahip çıkma bilinci ile hareket edilmelidir

10 Aralık 2018 tarihinde resmî gazetede “Çevre Kanunu”, “İmar Kanunu” ve “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi”ne ilişkin kanunlarla ilgili birtakım değişiklikler yayınlandı. Ocak 2019’da uygulanmaya başlanacak maddelerden maalesef sadece bir tanesi kamuoyunun gözleri önüne sunuldu: “Alışveriş esnasında marketlerdeki plastik poşetlerin çevreyi korumak amacıyla artık para ile satılması”. Hâlbuki yayınlandığı günden itibaren “poşet yasa” olarak konuşulan bu yasanın gerisinde neredeyse imar kanununun yürürlüğe girmesinden bu yana tartışılan ve düzeltilmesi gereken maddeler dururken yarayı daha da derinleştirecek olan hükümler eklenmiş oldu.

Yapılan değişiklikler sayesinde rant ve talanın önünde herhangi bir sınır bırakılmamış; başta ormanlar, dereler ve denizler olmak üzere diğer bütün kamusal alanları ve hatta en temel hakkımız olan barınma hakkımızı bile elimizden alacak niteliğe sahip maddeler getirilmiştir. Yapılacak olan projelerin özel kurumları daha doğrusu patronları daha da zenginleştirecek olması düzenlemelerin hangi amaçlarla yapıldığını açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Talanın sınırı olmaz

Maddeleri konuşacak olursak, öncelikle İmar Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan “Nazım İmar Planı ve Çevre Düzeni Planları” değiştirilmiş ve “Mekânsal Strateji Planı” tanımlanmıştır. Bu tanımlamalarla birlikte planlamanın merkezileştirilmesinin doğruluğu yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Yapılacak olan planlarda kararların üstten alınması “bölgesel kalkınma” adı altında doğanın talanı konusunda artık kanunen en ufak bir engel kalmadığını ortaya koymuştur.

13. madde ile projelerin yapım aşamasındaki denetimi özel şirketlere devredilmiştir. Kamu kurum ve kuruluş inşaatlarının denetimi ve kontrollük hizmetlerinin danışman firmalara devredilmesi ile kamu denetimi ortadan kaldırılmış ve yolsuzluğun önü açılmıştır. Usulsüzce hayata geçirilen projelerin denetimsizliğinden kaynaklı meydana gelen iş cinayetlerinin zaten işlenmekte olduğu ülkemizde bizi bu konuda daha karanlık günlerin beklediğini, sistematik işçi cinayetlerinin katlanarak artacağını öngörmek zor değil.

18. madde ile Kıyı Kanunu’nda, “kıyıda yapılacak yapılar” tanımı “kıyıda ve su alanlarında” şeklinde genişletilmiştir. Su alanları ibaresi ile göllerimizin, derelerimizin üzerine santraller kurarak su varlıklarını yok etmenin amaçlandığı ortadadır. Kıyı ve su alanları hiçbir kriter konmadan enerji sermayesine emanet edilmektedir. Ülke ihtiyacını fazlasıyla karşılayan kurulu gücü kamulaştırmak ve ihtiyacı olmayan elektrik için doğayı zarara uğratan projelere engel olmak yerine, enerji sermayesinin karlılığını arttırmak için “yenilenebilir enerji” projelerinin temiz ve zararsız olduğu algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu yapılırken de bahsedilen santrallerin yarattığı doğa yıkımı, canlı katliamı ise tamamen yok sayılmaktadır.

22. maddesi ile; 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunu’nun 5. maddesine “Bakanlık veya İdare tarafından yapılan veya yaptırılan riskli yapı tespit, tahliye ve yıktırma masrafları, hisseleri oranında maliklerden 6183 sayılı Kanuna göre tahsil edilir.” cümlesi ilave edilmiştir. Belediyelerin kendilerine yıkım için ayrılan bütçelerinin belirli sebeplerden dolayı yetersiz kalması sebebiyle bir türlü yıkılamayan yapıların yıkım maliyeti sahiplerinin üzerine atılmıştır. Yaşadığı bölgeden sürgün edilen vatandaşlara, şimdi de mevcut yapısının yok edilmesi sürecinin maliyeti yüklenmektedir.

24. madde ise çarpık kentleşmenin önündeki bütün sınırları kaldırmaktadır. “Riskli alanlarda, rezerv yapı alanlarında ve riskli yapıların bulunduğu parsellerde, gerçek kişilerce ve özel hukuk tüzel kişilerince uygulamada bulunulması halinde, fonksiyon değişikliğine bakılmaksızın, mevcut inşaat alanının bir buçuk katına kadar olan yeni inşaat alanı için belediyelerce harç ve ücret alınmaz.” şeklinde değiştirilen ifade kentsel dönüşüm yalanı ile şehirlerin yeniden “düzenlendiği” bugünlerde afet riski bahanesi ile imar rantı yaratılmasını teşvik etmektedir.

Plastik poşet konusuna geri dönecek olursak reklam olarak kullanılan 8. Madde ile Çevre Kanunu’na getirilen Ek Madde 13’te plastik poşetlerin tüketiciye 25 kuruş ücretle verilmesi zorunlu tutulmuştur. Yapılan ücretlendirme çevre temizliği ve doğal hayatı korumak ile ilgili değildir. Doğaya ve canlı yaşamına zararları bilinen plastik poşeti yasaklamak yerine kullanımına fiyat biçmekteki tek amaç “çevreyi koruma ekonomisi” yaratarak bundan sermayenin nemalanmasını sağlamaktır.

Şehirlerin iyileştirilmesi inşaatları arttırmak, mega projeler yapmak ile gerçekleştirilemez. Yeşilin, insanların yanı başında olmadığı, sağlıksız alanlar yaratmak ne bugün ne de yarınımız için verilen mantıklı bir karar değildir. Nitelikli yaşam koşullarında, sağlıklı, temiz ve betonla kaplı olmayan şehirlerde yaşamak için ve en önemlisi nefes alabilmek için doğamıza ve kentlerimize sahip çıkma bilinci ile hareket edilmelidir. İnsanlığa verebileceği tek şey zarar olan sermaye kliklerinin ve onların politik temsilcilerinin karşısında bu perspektifle hareket ederek doğayı, dolayısıyla yaşamımızı korumayı hatta daha iyisini kurmayı hedeflememiz gerekmektedir.

*Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğrenci Kolektifi

İlginizi çekebilir

Üniversiteden

ODTÜ’de Eğitim Sen yeniden direniş çadırında

ODTÜ’de Eğitim Sen üyelerinin hukuksuz soruşturma süreçlerine karşı  Eğitim Sen üyeleri Rektörlük önüne yeniden direniş çadırını kurdu ODTÜ’de iki sene önceki maaş promosyon ihale sürecinde yapılan eylemlerde Eğitim Sen üyelerine yönelik yürütülen soruşturmalar hukuksuz şekilde devam etmekte. O süreçte verilen cezalara karşı Rektörlük önünde 17 gün boyunca çadır kuran Eğitim Sen üyeleri kazanım elde etmiş ve cezaları geri çektirmişlerdi. Şube devamı▶

Okumuş İnsan Halkın Yanındadır

Artvin’de okumuş insanlar çocuklarla buluşuyor

Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencileri her yıl yaz aylarında düzenlenen Okumuş İnsan Halkın Yanındadır kampanyası kapsamında çocuklarla buluşuyor. Üniversiteliler bu sefer de çocuklarla “Çocuk Şenliği’nde”  buluşuyor   Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencileri “Okumuş İnsan Halkın Yanındadır”  kampanyası kapsamında çocuklarla buluşuyor. Çocuk istismarcılarının değil çocukların yanındayız diyen üniversiteliler “Çocukların gülüşleri karanlığı aydınlatacak” sloganı ile bir dizi etkinlik düzenleyecek. Şubadap çocuk korosunun da katılacağı devamı▶

Dünyadan

Öğrenci isyanları yayılıyor: Avustralya’da parlamento işgali, Arnavutluk’da YÖK karşıtı eylemler

Dünyanın çeşitli ülkelerinde baş gösteren öğrenci eylemlilikleri son olarak Avustralya ve Arnavutluk’ta ortaya çıktı. Avustralya’da öğrenciler Adani Kömür Madeni Projesi’ne karşı parlamentoyu işgal ederken, Arnavutluk’da ise ”yeni yükseköğrenim reformu”na karşı üniversiteliler sokaklara döküldü Avustralya’da öğrenciler parlamentoyu işgal etti Avustralya’da ülkenin değişik yerlerinden gelen 100 kadar öğrenci, Adani Kömür Madeni’nin inşasını protesto etmek için parlamentoyu işgal etti. Öğrenciler parlamentonun giriş salonunda devamı▶

Yazılarımız

Tahayyül edemeyenler nelerden mahrum kaldıklarını bilemezler – Büşra Tanrıverdi* (Üniversiteli Gazetesi)

“Barikatlar sokağı kapıyor ama yolu açıyor” diyenlerin açtığı yolda umutla yürüyenlere ve selam olsun 50. yılında gençliğin anti-emperyalizm mücadelesinin sönmeyen ışığı olan; ’68e Dünyanın dört bir yanında Amerika’nın Vietnam üzerindeki işgalinin reddiyle başlayan ve gençliğin başta üniversitelerdeki otorite olmak üzere, kendi siyasal ve toplumsal koşulları içerisinde yükselen taleplerinin karşısındaki bütün otoriteye başkaldırışının ortak adıdır; ’68. Emperyalist gücün karşısında doğan ve devamı▶