Doğanın kurtuluşu sosyalizmde – Fahri Can Bayraktar* (Üniversiteli Gazetesi)

Dünya sermayenin mülkü değil toplamda bütün insanlığın varlık koşuludur. O halde sermayenin doğayı kendi kâr hırsına kurban etmesinin önüne geçilmeli, mülksüzleştirenler mülksüzleştirilmelidir

Yüksek kâr, insan emeğinin sömürüsü ve doğanın talanı… Bu 3 temel öge kapitalizmin değişmezlerindendir. Kapitalizm her koşulda yüksek kârı hedefler. Bunu gerçekleştirmek için ise işçileri en ucuz yoldan en güvencesiz şartlarda çalıştırmak zorundadır. Kapitalist üretim sürecinde işçi üretime basit işlemlerle dahil olur. Bu durum işçinin üretim sürecinin bilgisinden mahrum kalmasına ve sürece yabancılaşmasına neden olur. Şimdi bir örnek ele alalım. Bu işçilerin bir fabrikada çalıştığını varsayalım. Fabrikada üretim yapabilmek için enerjiye ihtiyaç vardır ve kapitalistler için bu enerji en ulaşılabilir şekilde en ucuz yoldan elde edilmelidir. Kapitalist eğer en yüksek kârı hedefliyorsa en optimum koşullarda maksimum üretime ve maksimum tüketime ihtiyacı vardır. Burada ise karşımıza sermayenin doğa ile olan ilişkisi çıkmaktadır. Artan üretim hacmi ile birlikte enerji ve hammadde ihtiyacı da artmıştır. Bunlar ise doğanın üretim sürecine dahil edilmesi ile sağlanabilir.

Buradaki sorun ise üretim sürecinde kapitalizmin yegâne amacının kâr olmasıdır. Böylelikle sermaye doğayı kâr elde edeceği bir araç olarak görmektedir. Üretim sürecinde doğayı işgal eden sermaye üretim sürecindeki insan ile doğa arasındaki açıyı büyütmektedir. Üretim araçlarıyla doğayı fetheden sermaye, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi de değiştirmiştir. Kapitalizmin üretici güçler ve doğa ile olan çelişkisi tek başlık altında birleşmekte ve karşımıza bütün canlı yaşamın sömürüsü çıkmatadır. Bu şekilde örgütlenmiş bir toplumsal üretim ve toplumsal tüketim ekolojik olarak sürdürülebilir değildir. Sermayenin sürekli olarak artan enerji ve hammadde ihtiyacı sömürü ilişkilerine doğayı da dahil etmektedir. Üretimde kullanılan yüksek ölçüdeki enerji dünyayı her geçen gün daha fazla ısıtmakta, oluşan atıklar havayı, suyu geri dönüşü olamayacak şekilde kirletmekte; maden çıkarma ve arama çalışmalarında kullanılan teknikler ise doğayı kalıcı olarak katletmektedir. Nükleer enerji ise başka bir krize kapı aralamaktadır. Oluşan radroaktif atıkların doğal döngüye giremeyişi ve oluşturduğu ekolojik risklerin boyutları bir alternatif enerjiden öte sonuçları belli olmayan bir kumar olarak karşımıza çıkmaktadır. Sermayenin, bütün doğal kaynakları kendi kârı için tüketmesi geri döndürülemez bir raddeye erişmiştir.

Sistem içi hiçbir çözüm yok, çözüm sistemin yıkılmasında

Sermaye ise bu mevcut ekolojik krizlere bir çözüm sunmaktan ziyade bu krizleri durmadan derinleştirmektedir. Sermayeden böyle bir çözüm beklemek safdillik olacaktır çünkü doğanın talanı sermayenin varlık koşullarındandır. Var olan ekolojik krizlere sistem içi çözümler Kyoto İklim Sözleşmesi gibi kriz erteleyen- aslında ertelenen krizin büyümesine neden olan- piyasa odaklı ve etkisiz bir takım hamlelerden öteye geçmeyecektir. Üretim araçlarının sözde ekolojik dönüşümü ile güncel ekolojik krizler önlenemeyeceği aşikardır. Kapitalizm ile birlikte ortaya çıkan ve ekolojik krizlerin temelinde bulunan etmenlerden biri tüketim çılgınlığıdır. Üretimin “doğa dostu” yoldan olması tüketim kültürünü değiştirmeyecektir. Haliye doğanın metabolik döngüsündeki erezyonda da bir değişiklik olmayacaktır. Yerin altını üstüne getirip dünyanın dört bir yanına pazarlamak yeşil yoldan veya değil aynı şeydir. Sermaye istediği kadar “yeşil endüstri” desin toplam olarak üretim ve tüketimin yani toplumsal bütün ilişkilerin kökten değişmediği halde ekolojik sorunlar çözülmeyecektir. Dünya sermayenin mülkü değil toplamda bütün insanlığın -buna gelecek kuşaklar da dahil- varlık koşuludur. O halde sermayenin doğayı kendi kâr hırsına kurban etmesinin önüne geçilmeli, mülksüzleştirenler mülksüzleştirilmelidir. Mevcut sistem içerisinde ekolojik kriz çözülmeyecek ise toplamda kapitalizmin yıkılması gerekmektedir. Sermaye üretim araçlarıyla doğayı kontrol altında tutarken insanı da tahakküm altında tutmaktadır. O halde insanlığın kurtuluşu doğanın kurtuluşuyla iç içe geçmiştir.

İşte tam da bu yüzden TARİŞ’te, 3. Havalimanı’nda direnen işçilerin insanca yaşam mücadelesiyle, Cerattepe’de doğal yaşam alanını savunan köylülerin direnişi kader ortaklığı yapmıştır. İnsanlığın ve doğanın kurtuluşu bu sistemi yıkacak, kolektif ve insanca bir yaşamı kuracak yegâne güç olan işçi sınıfının elindedir. Tam da burada Marx’a bir atıfta bulunmakta fayda var. Marx’a göre emek, insan ile çevre arasında arabulucu etkinliktir. Bu bağlamda insan ile doğal döngü arasındaki ilişkinin akılcı bir şekilde yönetilmesi gerekir. Emeği, gün geçtikçe yaşam koşullarının altına düşürerek; doğanın her köşesini sömürerek varlığını sürdüren sermayenin karşısında verilecek mücadele  sosyalizm mücadelesidir. O halde sosyalist mücadele ile ekoloji mücadelesi tek bayrak altında birleştirilmelidir. İnsanlığın ve doğanın kurtuluşu sosyalizmdedir.

*Yıldız Teknik Üniversitesi Öğrenci Kolektifi

Çok okunanlar

No Picture
Haberler

İlk referandum üniversitelerdeydi

Öğrenci Kolektifleri 15 – 19 Ekim arasında 27 üniversitede referandum çalışması yaparak üniversitelerdeki demokrasi sorununu, yönetimde söz hakkını, rektörlük seçimlerini tartıştırdı. “Kendi rektörünü kendin seç, kendi üniversiteni kendin yönet” diyerek Devamı

Haberler

Kredi Yurtlar Kurumu’ndan OHAL uygulamaları

Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı üniversite yurtlarına 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle yeni düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemelere göre protesto eylemlerine katılan, sosyal medyada muhalif içerikli paylaşımlar yapanlar yurt hakkından yararlanmayacak Devamı