Günler geçiyor Beyazıt’tan memlekete direniş yükseliyor

Bekleme!
Ben senle güneşi bulmaya geldim
Ürkme!
Kavganı sormaya geldim
Gücenme!
Güneşten sunmaya geldim

Edebiyat fakültesi koridorlarından merkez kampüse kadar telaş içindeydi Beyazıt. Üstüne beyaz boya çekilmiş sloganların olduğu duvarlar bir şeyler fısıldıyordu sanki. O soğuk mermerlerinde türküler yakarak ısınan çocuklarını bekliyordu. Gün ağarırken rüzgârın çaldığı ıslığa eşlik ederek yürüyordum istemsizce. Adımlarım her zamankinden daha hızlı. Adımlarım hızlandıkça çığlık atıyor. Bilenler bilir Beyazıt’ı… Metrodan yukarı çıkarken ilk mavi gökyüzüdür insanı karşılayan. Bulutlar yağdı yağacak vaziyette gözdağı veriyordu o sabah. Tıpkı yan yana gelmek için bekleşen, İstanbul’un sokaklarına karışmış Beyazıtlılar gibi…


Yavaş yavaş toplanıyordu Beyazıtlılar onlardan çalınanı geri almak için. Rektör son model arabaya binmeye devam edebilsin diye ceplerine göz dikenlerden bunun hesabını sormak için geliyorlardı. Beyazıt’ın o buz gibi havasına aldırmadan toplandılar. Onları ısıtan şey karton bardaklardaki içilen çay eşliğinde hararetli tartışmalardı. Ekmeği bölüşür gibi dertlerimizi pay ettik aramızda. Üniversiteli olmanın gerekliliğini yazdık dövizlere. Ve duvarlarda yazılı sloganları dökerek dilimize haykırdık.
Ve bir ıslık bozdu suskunluğu. Kalbimin sesi kulaklarımdan çıkarken bir alkış bastırdı heyecanımı. Bir alkış. Bir alkış daha. Bir alkış daha derken sıkılı bir yumruk kalktı havaya. Avazımız çıktığı kadar bağırıyorduk…

Müşteri Değil Öğrenciyiz!
Sonra üniformalılar geliyordu telaş içinde…
Rektörlüğe Değil Üniversiteye Bütçe!
Açıldı polis kameraları…
Yaşasın Öğrenci Dayanışması!
Etrafı sarıyordu üniformalılar…

Her adımda misliyle orantısız bir biçimde artıyor sayımız. Üniformalıların telaşlı gözlerinin önünde yürüdükçe artıyor ve arttıkça bağırıyoruz. Rektörlüğün önüne geldiğimizde daha da bir artıyor heyecanımız ve ona orantıyla sloganlarımız. Araç kapısına geçtiğimizde bir bizim kadar daha arkadaşımız katılıyor yürüyüşümüze. Kar taneleri çığ oluyor yavaş yavaş yuvarlanıyor Beyazıt meydanına. Hasret yüklü kollarını açmış birisi var sanki karşımızda. Slogan seslerimiz yankılandıkça kaldırımlarından duvarlarına çarpa çarpa titriyor. Sığmıyoruz meydana ama onun omuzlarından arşa yükseliyoruz. Dakikalarca derdimizi anlatıyoruz Beyazıt Meydanına. Biz meydanda bağırdıkça galaksilere kadar gidiyor sanıyorum sesimiz. Biraz hasret gideriyoruz sonra başlıyoruz yine yürümeye…


İki koldan yemekhanelere doğru gidiyoruz. Kimimiz heyecandan zıplayarak yürüyoruz kimimiz ağır adımlarla Beyazıt’ta salınarak yürümenin keyfine varıyoruz. Ayaklarımızı vura vura çıkıyoruz yemekhanenin merdivenlerinden. Biz geldik biz buradayız demenin bir başka biçimi bu. Ayaklarını vurarak çıkanlar şimdi yukarıda ellerini birbirine vuruyor. Sonra içerdekiler kaşıklarla çatallarla eşlik etmeye başlıyorlar bu ezgiye. Ve orkestra hep bir ağızdan söylemeye başlıyor direniş şarkılarını… İsteklerimiz yerine getirilene kadar vazgeçmeyeceğimizin sözünü vererek alkışlarla geçiyoruz Beyazıt’tan.


Tüm bu yaşananlar Beyazıt tarihinde bir ilk değil elbette. Son da olmayacak. Ancak memleketin üstüne çöken kasvetli havanın varlığı altında yaşadığını söyleyenlere hayatın içinden bir cevap. Devletin dört bir yandan üniversiteye hele ki üniversite hareketinin kalbi Beyazıt’a saldırdığı aşikâr. Fakat unutmamalıyız ki bugün yerle yeksan edilmiş bir enkazın altında değiliz. Üniversitelilerin yan yana gelişi bazen bir yemekhane talebi bazen kampüsün bölünmesi veya taşınması bazen toplulukların kapatılması üzerine gerçekleşiyor. Eylemlerin gerçekleşme nedeni her ne olursa olsun milyarlarla cebini dolduranlarla bir derdi var üniversitelilerin. Aklına, sözüne, yaşamına müdahale edenlerle bir derdi var. Rektörlüğün kapısına dayanacak kadar derdi var. Hatta karşısına dikilen özel güvenliğe, polislere, faşist çetelere rağmen. Biliyoruz ve görüyoruz neyle saldırırsa saldırsın üniversite iktidarın kalıplarına sığmıyor. Derslikler soluk alıyor, haklara sahip çıkılıyor ve üniversite kendisini bir adım öne çıkarıyor. 2010’lu yılların bittiği yeni bir 10 yıllık döneme kapı aralandığı sırada yaşandı Beyazıt’ın yemekhane eylemi. 2000’lerin başından bu yana gözünü başka bir iktidar tanımayarak açmış bugünün üniversitelileri yeni bir dönemi direnişle karşıladı. Gelecek kaygısıyla, baskıyla yönetilemeyen gençliğin bir araya geliş kabiliyeti değişimi kucaklamaya hazır. Şimdi üniversitenin talepleriyle hareketi kurmanın ve memlekete köprü olmanın vakti.

Alevlerin arasından yüzler geçiyor
Yüzler alevlerden türkülere geçiyor
Günler alevler gibi geçiyor
Koş aç kapıyı
Yeni ufuklar getirmiş
gülmeyi bilen çocuklar geldi
Tükenme!

İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kolektifleri’nden Cihan ÇİÇEK

İlginizi çekebilir

No Picture
Haberler

Sivas’ta üniversitelilerin yürüyüşüne polis engeli

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde Öğrenci Kolektifleri üyesi öğrenciler, üniversiteden belediyeye yapmak istediği yürüyüşe polis engelli ‘Üniversitelilerin Şartları Var’ kampanyasının bir parçası olarak üniversiteden belediyeye sekiz kilometrelik yolu yürümek isteyen öğrencilere polis izin vermedi ve bir öğrenciye de saldırıda bulundu. Polis üniversite kapısını panzer eşliğinde kapatarak yürüyüşe engel oldu. Ulaşım, barınma, burslar, sosyal ve kültürel etkinlikler, üniversitede ve şehirde söz, yetki, karar devamı▶

Haberler

İşsizlik üreten fabrikalar: Tabela Üniversiteleri

“Üniversite demek fabrika demek” diyen, üniversitelileri ucuz iş gücü olarak gören AKP zihniyeti üniversite kontenjanlarını arttırarak genç işsizliğin değirmenine su taşımaya devam ediyor Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, AKP tarafından Iğdır’da düzenlenen iftar yemeğine katıldı. Bakan Arslan iftar yemeği öncesinde yaptığı konuşmada Erdoğan’dan geri kalmayıp seçim vaatlerini sıraladı: bölünmüş yol, asfalt çalışması… Kente gelen öğrenci sayısını artırmak adına devamı▶

Yazılarımız

Üniversitede saraydakinden farklı düşünülür- Gökçeçiçek Alçiçek* (Üniversiteli Gazetesi)

“Dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim görmekle yerli ve milli duruş sahibi olmak, asla birbirinin zıttı değil “: Bunlar Cumhuriyet tarihinde bilimle, bilimsel çalışmalarla, araştırmayla, gelişmeyle en yakından ilgilenen Başbakanı ve Cumburbaşkanı olduğunu iddia eden Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ndeki konuşmasındaki kafa karıştırıcı sözleri Yerli ve milli mesajlaşma uygulamamız üzerine çalışılıyor. Yerli ve milli silahlarla savaşıyoruz. Yerli ve milli organize sanayi bölgelerimiz var. devamı▶

Açıklamalar

Rektörlerin savaş korosunun karşısında gençlik barışın sesi olacak!

Rektörlerin ardı sıra attığı savaş naralarına, Öğrenci Kolektifleri cevap: “Rektörlerin savaş korosunun karşısında gençlik barışın sesi olacak!” İstanbul Üniversitesi’nin meşru olmayan Rektörü’nün attığı ilk adımla, birçok üniversitenin rektörü savaşı savunan açıklamalarda bulundu. Rektörlerin “kim daha yandaş” yarışına karşı Öğrenci Kolektifleri, AKP’nin ve onun rektörlerinin Afrin Savaşı’na neden muhtaç olduğunu açıkladı. Öğrenci Kolektifleri’nin açıklamasının tam metni: REKTÖRLERİN SAVAŞ KOROSUNUN KARŞISINDA GENÇLİK devamı▶