Halkın ezgileri engellenemez! – Begüm Kutluakdoğan* (Üniversiteli Gazetesi)

Halkların bir arada ve kardeşçe yaşama umudu müziklerini paylaşarak ve bunu kendi alanlarında üreterek devam ediyor. Geçmişten günümüze müziğin ve dolayısıyla sanatın sınır tanımaz, evrensel ve muhalif tarafı sokak sokak, kampüs kampüs en baskıcı iktidarlarda bile kendini var etmiş ve var etmeye de devam edecektir

Müzik bireysel olduğu kadar toplumsal bir forma açık sanat dalı olma özelliğinden dolayı dünyanın her yerinde iktidarlara karşı bir direniş alanı olarak da karşımıza çıkmıştır. Halkların yaşadığı baskıyı, şiddeti ve acıyı anlattığı gibi direnişleri de hareketlendiren bir imge olmuştur. Müzik bu toplumsal olma özelliğinden dolayı iktidarlar tarafından kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Yahudi müzisyenlerin soykırım öncesi Almanya’dan sürülmesi, Suudi Arabistan’da müziğin haram ve helal kavramları içinde tanımlanarak; ilahinin helal, İslami olmayan müziklerin ise haram olarak tanımlanması verebileceğimiz örneklerden birkaçıdır. Bir zamanlar Türkiye’de özünde Kürtçe olan şarkıların aslında Türkçeymiş gibi sunulması ve insanların Kürtçe kasetlerini saklamak zorunda kalması nasıl ki bize bir dönemin iktidar yapısını gösteriyorsa bugün yapılan baskı ve sansürler de bize bugünkü iktidarın bakış açısını göstermektedir. Bu örneklerden de yola çıkarak diyebiliriz ki müzik her dönem iktidarın politikalarından doğru şekillenmek zorunda kalan bir alan olmuştur. Bugün müziğe yönelik gerçekleşen saldırılar salt AKP-Erdoğan iktidarının zihniyetinin bir ürünü olma niteliği taşımamaktadır. Aynı zamanda bu saldırı, müzikten doğru bir bilinç ve değer yargısı oluşumuna yol açmaktadır. Kısacası müzik, toplumu dönüştürme ve bir profil sunma konularında bir araç olarak kullanılmaktadır.

Tek Adam iktidarının müzik kulağı

Biraz da kendi gerçekliğimize dönerek AKP-Erdoğan iktidarının müziğe yönelik saldırılarına bakalım. Yani TRT’de yayınlanmayan müziklere, yasaklanan konser ve festivallere, sözleri değiştirilen şarkılara…

15 Temmuz’dan sonra 2016 yılında OHAL kapsamında 11 konser ve festivalin AKP tarafından yasaklandığını görüyoruz. Yasaklanan konserler arasında caz festivali de var dünyaca tanınmış protest müzik sanatçısı Joan Baez’in konseri de var. Bunun dışında bir de TRT’de yasaklı olan müzikler sorunu var. Bu müziklerin listesine ulaşmak isteyip bunu TRT’den öğrenmek istediğinizde size “Siz nereden duydunuz?” gibi trajikomik tepkiler veriyorlar. TRT’nin denetiminden geçmeyen müzik listesi halkla paylaşılmıyor ama TRT’de de çalınmıyor. Örneğin Onur Akın’ın Artvin’de Bahar şarkısında rakı sözcüğü geçtiği için çalınmıyor. Bu da bize şöyle bir sonucu düşündürüyor. TRT bunu halk ile paylaşırsa uluslararası hukuk anlamında sıkıntılı bir duruma düşecek. Bu yüzden bugün bariz şekilde üç maymun oynanıyor. Kısacası iktidarın gerici-faşist zihniyetine uymayan her türlü şarkı, iktidarın müzik süzgecinden geçemiyor.

Üniversitelerde müziğe yönelik saldırılar

Tek Adam iktidarının müziğe yönelik gerçekleştirdiği saldırılar üniversitelerde de gerçekleşmektedir. 2017 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde polis üniversitelilerin standında çalan İtalyanca şarkıyı Kürtçe sanarak müdahale etmişti. Aynı olayın benzeri bu yıl da Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nde yaşandı. Üniversiteliler açtıkları stantta Kürtçe şarkı çaldıkları için faşist bir grup üniversitelilere saldırmaya çalışmışlar ve tepkiler üzerine saldırıları boşa düşürülmüştür.

Geçtiğimiz dönemde müziğe yönelik saldırıların örneklerini İTÜ Taşkışla Kampüsü’nde ve Mersin Üniversitesi’nde de yaşamıştık. İTÜ’de gericilerin ‘müzik haramdır’ başlıklı dağıtılan bildirilere; Taşkışla öğrencileri ‘Şeytan Bunun Neresinde?’ isimli türküyü seslendirerek cevap vermiştir. Mersin Üniversitesi’nde kampüs içerisindeki müzik yasağını üniversiteliler öğle arasında beraber şarkılar söyleyerek protesto etmişti. Hızlıca gelen uzaklaştırma ve para cezalarının yanı sıra ÖGB ve faşist çetelerin tacizleri ve provokasyon girişimi öğrencilerin müzik yapacağız ısrarıyla kırılmıştı.

Bir diğer örnek olarak ise bugün üniversitelerdeki müzik kulüpleri kendilerine olanak sağladıkları takdirde de üniversite içerisinde çalışma yapamamaktadırlar. Kendilerine olanak sağladıkları takdirde diyoruz çünkü üniversite yönetimi aldığı tonlarca ödeneği üniversite içerisine müzik aleti alarak ya da müzik odası yaparak kullanmayı bir seçenek olarak dahi değerlendirmemektedir. Kendi imkanları doğrultusunda yan yana gelen üniversiteliler de çalışma yapacakları oda-salon bulamamaktadır.

Sonuç olarak

Bugün çeşitli faşist iktidarlar tarafından kendi ülkesinde baskılara maruz bırakılmış bununla birlikte dünyaya mal olmuş pek çok sanatçı var.  Bu da bize müziğin evrensel olduğunu ve ne olursa olsun sınır tanımadığını gösteriyor. Halkların bir arada ve kardeşçe yaşama umudu müziklerini paylaşarak ve bunu kendi alanlarında üreterek devam ediyor. Geçmişten günümüze müziğin ve dolayısıyla sanatın sınır tanımaz, evrensel ve muhalif tarafı sokak sokak, kampüs kampüs en baskıcı iktidarlarda bile kendini var etmiş ve var etmeye de devam edecektir.

*Bülent Ecevit Üniversitesi Öğrenci Kolektifi

Çok okunanlar

Haberler

İstanbul Üniversitesi’deki 10 Ekim anmasında neler yaşandı?

İstanbul Üniversitesi’nde Ankara katliamında yaşamını yitirenleri anmak ve katliamın hesabını sormak isteyen üniversitelilerin neler yaşadığının detayını sizlerle paylaşıyoruz İstanbul Üniversitesi öğrencileri daha önce duyurusunu yaptığı Ankara katliamı anmasını yapmak üzere Devamı