Kimin mühendisliği? – Fahri Can Bayraktar* (Üniversiteli Gazetesi)

Sermayenin doğa talanına endekslediği politikaları, iktidarlarını savaş teknolojisi ve savunma sanayii ile ayakta tutanların, dünyayı kendi ekonomik çıkarları ve sermaye birikimlerinin bekası için yönetenlerin karşısında toplum için doğayla bütünleşerek bilgi üretimini gerçekleştirecek olanlardır

Mühendislik disiplini tarihsel olarak kapitalizm ile birlikte gelişme göstermiştir. Dolayısıyla kapitalist sistem içerisindeki üretim ilişkileri ile birlikte disiplinin kendisinde de değişiklikler olmuştur. Adam Smith ve Frederick W. Taylor’un kapitalist iş bölümü kavramı bir bütün olan üretim sürecini olabilecek en küçük parçalara ayırıp, işçinin üretime basit ve tekrarlanan işlemlerle dahil olmasını sağladı. Bu durum beraberinde işçinin üretimin bilgisinden dışlanmasına, bilginin ise sermayenin eline geçmesine neden oldu. Bu gün neo-liberalizm içerisinde şekillenen mühendis ise, üretim sürecinin belli bir parçasında uzmanlaşmak zorunda kalmıştır. Bunun sonucunda bütün sürecin bilgisine değil sürecin bir parçasına uzmanlaşan mühendis, üretim sürecindeki hakimiyetini tıpkı işçiler gibi kaybedip sürece yabancılaşmıştır. Söz konusu yabancılaşma mühendislik kimliğinde de görülmektedir. Doğa bilimlerini insanlık yararına kullanması gereken mühendis, neo-liberalizmin getirdiği kariyerizm ile bireysel kurutuluş fikri ile donatılmış. Üretiminin sonucu toplumsal refah değil sanayinin ihtiyacı olmuştur.

Meseleye bir de üniversite tarafından baktığımızda karşımıza çıkan ilk şey, neo-liberal model ile birlikte “üniversitenin sanayiye entegrasyonu süreci”. Araştırma üniversiteleri projesiyle birlikte sermayenin üniversite üzerindeki hakimiyeti iyice artmakta. Dolayısıyla üretilecek bilginin ne olacağına karar vererek, bilgi üretimini kendi karına endekslemektedir. Ayrıca söz konusu projenin detayları incelendiğinde görülecek olan şey uzmanlaşma vurgusu. Hali hazırda temel mühendislik disiplinlerindeki parçalanma, mühendislik bölümlerinin sayısını arttırmakta, yüksek lisans eğitimleri lisans programına dahil edilmekte ve mekatronik, otomotiv ve enerji mühendisliği gibi temel disiplinlerin hibritleri ya da disiplinin özel bir alanına yoğunlaşan bölümler açılmakta. Açılan bölümlerin sayısının artmasıyla işsiz mühendislerin sayısı artmakta ve mühendislik fakültesi öğrenicilerini sertifika peşinde koşan, kariyerist üniversitelilere dönüştürmektedir.

Bugünün dünyasında mühendislik

Bu gün neo-liberal üretim ilişkilerinin tıkanıklık yaşadığı bir ortamda sermaye çevreleri tarafından ortaya atılan ve 4. sanayi devrimi olarak nitelendirilen Endüstri 4.0 tartışmaları mühendislik tartışmasına yeni bir boyut getiriyor. Endüstri 4.0’ı kısaca robotik üretim araçlarının internet ağıyla birbirlerine bağlanması, üretim ve tüketim süreçlerinin tek merkezden kontrol edilmesi ve bir bütün olarak üretim süreçlerinin otomasyonu olarak tanımlanabilir. Endüstri 4.0, üretim sürecinin yeniden bir iş bölümüyle baştan aşağı dizaynını hedeflemektedir. Endüstri 4.0 ile birlikte üretimin otomasyonu sonucu üretim maliyetlerinin düşmesi, doğa ve çevre dostu üretim gibi çıkarımlarda bulunulabilir. Burada mevcut üretim araçlarının mülkiyeti tartışması ön plana çıkıyor. Tarihsel olarak bakacak olursak kapitalist üretim ilişkileri salt doğanın talanı ve emeğin sömürüsüne dayanmaktadır. Bu bağlamda üretim araçlarını elinde bulunduran sermaye Endüstri 4.0 ile hedeflediği teknolojik atılımları daha çok kara endeksleyecektir. Mevcut özel mülkiyet ilişkileri dahilinde bu atılımlardan doğa dostu üretim gibi bir beklentide bulunmak bir hayalden öteye geçmeyecektir. Türkiye ise bu tartışmalara çok uzak bir noktada duruyor. 2013 yılında dönemin bakanlarından Erdoğan Bayraktar’ın “biz ara eleman ülkesiyiz” sözü ve memleketteki üniversite eğitiminin bir sonucu olarak teknisyen kıvamında mühendislerin yetiştirilmesi Türkiye’nin böylesi bir teknolojik atılımdan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Mühendislik fakültelerinde üretilmeye çalışılan robotlar ile Endüstri 4.0 selamlanmakta fakat BMW ve Bosch’un otomasyon fabrikaları yanında henüz birer oyuncak gibi görünmektedir. Peki Endüstri 4.0 mühendislik disiplini için bugün ne ifade ediyor? Atılım ile birlikte mühendislik disiplininin eski imajını tekrar yakalayacağı gibi tartışmalar yapılmaktadır. Fakat neo-liberalizm ile birlikte iyice derinleşen işçileştirme dalgası mühendisleri de etkilemektedir. Sermaye ile işçi sınıfı arasında bir konumda bulunan mühendisler her geçen gün daha da işçileşmektedir. Endüstri 4.0 ile birlikte hayata geçmesi düşünülen yeni kapitalist iş bölümü ile birlikte mühendislerin kendi kimliklerinden uzaklaşması çokta muhtemel görünüyor. Bu yüzden bu erozyonun önüne geçebilecek olanlarda yine mühendislerdir. Bütün üretim süreçlerinin temel unsuru işçi sınıfı ve mühendislik disiplini üretim süreci içerisinde bir anlam ifade ediyorsa, bugün mühendisler ürettikleri bilgiyi de işçi sınıfına teslim etmek zorundadır. Toplumsal refahın ve halk yararına bilgi üretiminin garantörü mühendisler olmalıdır. Bugünün mühendisleri iktidarın doğanın katledilmesine dayanan yağma ve rant projelerine ÇED raporu vermeyi reddetmeli, sermayenin kar hırsıyla katlettiği işçilerin yanında saf tutmalı, iş cinayetlerinin önüne geçmeli.

Nasıl bir mühendislik?

Burada iki mühendislik betimlemesinden faydalanmakta yarar var. Birincisi Frederick W. Taylor’un ana hatlarını çizdiği iş veren adına emekçiler üzerinde denetim kuran, işverenin çıkarlarını koruyan, kendi pratiğini yüksek kar elde etme amacıyla üretimi ve verimliliği arttırmak güdümlü ve bu ekonomik girdiden kendisinin de çıkar sağlayacağı beklentisinde olan bireysel kurtuluşçu mühendis fikridir. Bunun karşısında konumlandırabileceğimiz bir tanımlama ise Thorstein Veblen’in mühendisleri; Doğa bilimlerinden edindiği bilgiyi toplumsal refahı olabilecek en yüksek düzeye çıkartmayı hedefleyen, üretim sürecinin bilgisine ve ekonomik güce sahip olarak üretim sürecine doğrudan önderlik eden emekçi kitlesi olarak tanımlanmaktadır. Buradan sermayenin özel mülkiyet ilişkileri ile el koyduğu üretim bilgisinin mühendisler tarafından halka refah olarak dönmesi çıkartımı yapılabilir.

Bugün mevcut neo-liberal üretim ilişkileri içerisinde genel hatlarını yukarıda çizdiğimiz bir nevi Taylor’cu mühendislik karşısında Veblen’in tanımlaması çok ileri bir noktada durmaktadır. Fakat bugün tanımlama yeterli değildir ancak aşılacak bir eşiktir. Bizim için mühendislik insanca bir yaşamın, toplumsal refahın ilerletilmesinin garantörü olanlardır. Sermayenin doğa talanına endekslediği politikaları, iktidarlarını savaş teknolojisi ve savunma sanayii ile ayakta tutanların, dünyayı kendi ekonomik çıkarları ve sermaye birikimlerinin bekası için yönetenlerin karşısında toplum için doğayla bütünleşerek bilgi üretimini gerçekleştirecek olanlardır.

*Yıldız Teknik Üniversitesi Öğrenci Kolektifi

 

 

Çok okunanlar