O yeşil kapitalizm imkansızdır – Pınar Usta* (Üniversiteli Gazetesi)

19.ve 20.yüzyıla “toplumsal sorunlar” damgasını vurmuştur. 21.yüzyıla ekososyal sorunların hâkim olacağını savunan Tanuro, sadece kapitalizmi reddeden bir solun bu soruna ismine layık bir çözüm getirebileceğini düşünüyor. Bunun için öncelikle ekolojistlerin anti-kapitalist, anti-kapitalistlerin de ekolojist bakış açısına ikna edilmeleri gerektiğini düşünüyor

“Olası tek özgürlük, sosyal insanın, ortak üreticilerin doğayla karşılıklı ilişkilerini akılcı bir tarzla düzenlemeleri ve doğanın kör gücüne yenilmeden onu denetim altına alarak bu karşılıklı ilişkileri en az emek sarfıyla ve insanın yapısına en uygun koşullarda gerçekleştirmeleriyle sağlanabilir.” – Karl Marx

Marx’tan bugüne kadar doğayla karşılıklı ilişkilerin akılcı bir tarzdan ziyade kâr odaklı olarak nasıl geliştiğine en çok bu süreçte tanıklık ediyoruz. Tanuro kitabında yeşil kapitalizmin imkansızlığını yakın bir gelecekte hissetmemizdense haklı bir mücadeleyle gerçekleşecek ekolojik değişimin alternatiflerini sunuyor. Üniversiteliler olarak tehlikenin en çok yaşandığı yeni sömürge ülkelerinden biri olan Türkiye için enerjiden gıdaya iç içe geçmiş bu sistemin ekoloji açısından değerlendirilmesini bu yazıda inceleyeceğiz.

19.ve 20.yüzyıla “toplumsal sorunlar” damgasını vurmuştur. 21.yüzyıla ekososyal sorunların hâkim olacağını savunan Tanuro, sadece kapitalizmi reddeden bir solun bu soruna ismine layık bir çözüm getirebileceğini düşünüyor. Bunun için öncelikle ekolojistlerin anti-kapitalist, anti-kapitalistlerin de ekolojist bakış açısına ikna edilmeleri gerektiğini düşünüyor.

Küresel ısınma adına yazılıp çizilen her şey “antropik ısınma” kavramıyla bağdaşlaştırılıyor. Antropik kavramı köken olarak Yunancadan geliyor ve “toplumsal insan” anlamını taşıyor. Bu kavram kapitalistler nezdinde akla o kadar yatıyor ki iklimsel alt üst oluşun faturası küresel ısınmaya “küresel” bazda etkisi olmayan yoksul kesimlere ödetiliyor.

Küresel ısınmanın sebepleri arasında insanların tüketim alışkanlıkları mevcut. Ancak iklimsel düzensizliklerin kapitalizmin “doğal” işleyişinden ayrı olarak ele alınamayacağı da bir gerçek. Kapitalizmin üretim alanındaki başarıları CO2 salımı açısından pahalıya patladı. Taşımacılıktan kozmetiğe fosillerin kullanımını sürdüren sermayedarlarla (petrol rezervlerini ellerinde bulunduran ve ilaç/tohum üreten çok uluslu şirketler) ilişkili hükümetlerden ziyade insanların tüketim alışkanlıklarının değişiminin olası tek çözüm yolu olduğu sonucuna varılıyor.

Sorun güney ekonomilerinin ormanlarını koruyarak CO2 salınımının kayda değer bir kısmını soğurması, kirlenme haklarını satmalarıyla, biyokütle ihraç etmeleriyle ve elde edecekleri dövizlerle kuzey ülkelerine özgü teknolojileri satın almalarıyla çözülebilecek boyutta değil. Bu sermayedarların dönemin iklimsel ihtiyacından yararlanarak yeşil kapitalizm yolunda sundukları tablo şöyle: Haneler satın alınabilir yenilenebilir enerji üretecekler ve gayrimenkul fiyatlarına hanelerdeki satın alınabilir enerjideki karı ekleyecekler. Böylece hem inşaat sektörüne hem de hanelere olası en iyi ekonomik tabloyu oluşturmuş oluyorlar.

Fosil yakıtlardan sonu gelene kadar yararlanmayı, nükleeri risklerine rağmen kullanmaya devam etmeyi ve bunların yanına da yenilenebilir enerjiyle hanelere ekonomik gelir kazandırmayı hedefleyen bir enerji sistemi… Sisteme eklemeye çalıştıkları yeşil kapitalizmle birlikte mevcut durumda azaltılması gereken CO2 salınımı yeşil enerjilerin kurulma süreçlerini de hesaba katarsak 2 katına çıkacak.

Sera gazlarının alçak atmosferde kalıp dünyamızı ısıtmasının önüne küresel ısınmanın başlıca sorunu olan CO2 salınımını en aza indirecek uluslararası bir politika gerekli. Birleşmiş milletler kalkınma programının raporuna göre CO2 salınımını sabitlemeye yönelik çalışmalar 2050 yılına kadar deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle göç etmesi zorunlu görünen insanların (çoğu
güney ülkelerinde yaşıyor) yaşamlarını tehdit altına alan bir karar. Bu karar 30 milyon Çinli, 30 milyon Hintli, 15-20 milyon Bengalli, 10-14 milyon Mısırlı ve Nijer gibi büyük deltaların 10 milyon sakinin yaşamına denk düşen bir karar. Küresel ısınma gezegenle ilgili bir kavram olsa da etkisi coğrafi olarak nötr değildir.

FAO’nun (Gıda ve Tarım Örgütü) bir raporuna göre “450 milyonu açlık çeken 2 milyarlık bir nüfusu barındıran 40’a yakın ülkede iklimsel değişimden kaynaklanan tarımsal üretim kayıpları açlık sınırı altında yaşayanların sayısını büyük ölçüde arttıracak.”. Akıllara şu soru geliyor içlerinde insanların da bulunduğu yüzlerce türün para birimi olarak karşılığı nedir?

Fotovoltaik güneş enerjisi, termik güneş enerjisi gibi güneş enerjisi temeline dayanan yenilenebilir enerji sistemleri bir alternatif olarak önümüzde duruyor ancak yenilenebilir enerjiye geçiş devasa yatırımlar anlamına geliyor ve bu tercih yapılabilir. Zenginlik yeniden tanımlanarak bilimci güvence yerini temkinliliğe bırakırken, doğa üzerindeki egemenlik kurma düşlerinden kolektif ve özenli bir sorumluluk duygusu adına vazgeçilmelidir.

*Ege Üniversitesi Öğrenci Kolektifi

İlginizi çekebilir

Haberler

Ankara Üniversitesi İLEF’ de faşist saldırı

Ankara Üniversitesi İLEF’de faşistler üniversitelilere cop, taş ,pala ve muştalarla saldırdı; 4 Yaralı Gündüz saatlerinde Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’ne gelen faşist çete İletişim Fakültesi’ne saldırdı. Fakülte önüne polis ve özel güvenlik gözetiminde ‘idam’ pankartı astıktan sonra okul içine girip “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganları atan grup öğrencilere saldırdı. Pankart asılması sırasında ÖGB ise, faşist çete ile pankart önünde fotoğraf çektirdi. devamı▶

Ülkeden

Akademisyenler eylemde, üniversiteliler yanlarında

Eğitim-Sen ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın çağrısıyla çeşitli illerden gelen yüzlerce akademisyen KHK’lerle akademisyenlerin keyfi işten atılmalarına ve ÖYP kadrolarının 50/d’ye dönüştürülmesine karşı YÖK önündeydi. Üniversiteliler de destek için akademisyenlerin yanlarındaydı OHAL KHK’leriyle başta Barış İçin Akademisyenler imzacıları olmak üzere onlarca muhalif akademisyen hukuksuz bir şekilde üniversitelerden ihraç edildi. Ayrıca ÖYP kadrosundaki akademisyenler de yine bir gecede güvencesiz devamı▶

Haberler

Üniversiteye saldırı şiddetleniyor, YÖK de Saray’ın rektörleri de dikensiz gül bahçesi arayışında: “Atılma geri gelsin”

İTÜ Rektörü Karaca’nın “Atılma geri gelsin” çağırısını Türkiye gazetesi manşet yaptı, YÖK Başkanı üniversiteden atılmanın uzun süre önce geri getirildiğini tüm rektörlere hatırlattı Türkiye gazetesine röportaj veren İTÜ Rektörü Mehmet Karaca “Üniversiteden atılmanın olmaması çok büyük zarar, başarısız öğrencinin okulla ilişiği kesilmeli” diyerek üniversiteden atılmanın geri getirilmesini istedi. Karaca’nın bu arzusunu yandaş Türkiye gazetesi manşetten duyurdu. Hemen ardından YÖK Başkanı devamı▶

Yazılarımız

Narçiçekleri de açar – Gül Gündüz*

Tüm umutsuzluk hallerinin içinde baharın en güzel halidir narçiçekleri. Yavaş yavaş büyür, rengini alır ve çoğalır çoğalır… Umutsuzluğa ve yılgınlığa inat “narçiçekleri de açar” demek için başladı kadınların adalet nöbeti Feride Davası’nda. Sesimiz seslere karışınca neler olduğunu gördük. Dava önlerinde avazımız çıktığı kadar “Yaşasın kadın dayanışması” demenin ne demek olduğunu bildi mahkeme koridorları. Şimdi ne kadar narçiçeği varsa çoğalıp, rengini devamı▶