Sanık kürsünün kendisidir – Haktan Özkan*

Geçtiğimiz günlerde Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yaşanan üzücü  aynı zamanda bugün iktidarın  üniversitelerde yaratmaya çalıştığı üniversiteli kimliğinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve tabi ki daha nice vahim sonuçlar doğuracağını gözler önüne seren olay toplumsal bir infialin ifadesidir.

Bildiğimiz üzere Çankaya Üniversitesinde bir hukuk fakültesi öğrencisi kendisi hakkında kopya çektiği gerekçesiyle tutanak tutan öğrenim görevlisini odasında defalarca bıçaklayarak ardından silahla iki el ateş ederek öldürdü.

İlk olarak evet gerçeği kabul etmek gerekir ki  öldürülen Ceren Damar bir hukukçu, Damar’ın katili de bir hukukçu adayı, ne acı ki vahşi cinayetin işlendiği yer de bir hukuk fakültesi.

Vahim ve bir o kadar toplumun kabul edemeyeceği bu olay herkes tarafından kınanıp lanetlenirken;

Olayı bültenlerde sunan spikerlerden tutun da, gazetelerde,  yayın organlarında yazan yazarlara,   üniversitelerin toplumsal şiddetin, erkek şiddetinin merkezi  olarak dönüştürülmesinde  doğrudan doğruya sorumlu olan iktidara ve bu dönüşümü seyreden, bugüne kadar yapılanlara karşı sessiz kalmayı tercih eden bugünün akademisyenlerine kadar bütün kesimlerin ağzından düşmeyen ve artık memleketimiz için bir klişeden ibaret olan “bunu yapan bir hukukçu adayı ne kadar üzücü bir durum”, “fail bu cinayeti işlemeseydi yarın hukukçu, adalet dağıtıcısı olacaktı” minvalinde sözler bizce olayı biraz da failinden ve mağdurundan soyutlayarak genelinden incelemeyi zorunlu kılmaktadır.

“Fail cinayeti işlemeseydi bir adalet dağıtıcısı olacaktı.”

İşte sorun tam da burada başlamaktadır. Sorunsalın kendisine neden olan şey bu suçu işleyenin bir adalet dağıtıcısı adayı olması değil bizzat halihazırda adalet dağıtıcısının adaleti dağıtamamasıdır.

Ceren Damar’ın vahşice katledilmesinde sorumlu olan bütün mekanizmalar, bugüne kadar üniversitelerde ellerinde sopalarıyla, bıçaklarıyla, silahlarıyla üniversitelilere tehdit saçan çetelere gözlerini yumduğu, bu çetelerin sırtını sıvazladığı, üniversitelerde şiddeti normalleştirmeye çalıştığı için, bugün Ceren Damar defalarca bıçaklandıktan sonra silahla vurularak  katledildi.  Bu yüzden Ceren Damar’ın öldürülmesinde dikkat çekilmesi gereken asıl nokta Damar’ı öldürenin bir hukukçu adayı olması değil, mevcut hukukun adalet dağıtamamasıdır.

Şunu belirtmek gerekir ki idari kurumlardan, yargı kurumlarına kadar üniversiteler için bu çete şiddetini meşrulaştırmaya çalışan bütün kurumlar adalet dağıtmaktan zaten yoksundur. Hukuk kurumu zaten bugüne kadar üniversitelerinde parasız ve eşit eğitim taleplerini dile getirenlere cezalar yağdırarak adaleti dağıtamamıştır. Zaten bilindiği üzere Damar cinayetinin işlendiği yer eğitimin özelleştirilmesi sonucu ortaya çıkan vakıf üniversitelerinden bir tanesidir. Bu memlekette “adalet dağıtıcı” mekanizmalar tarafından yıllardır üniversitelerinde eğitimin özelleştirilmesine karşı duran üniversitelilere ceza verildiği,  üniversiteler bizzat iktidar eliyle günden güne niteliksiz hale getirildiği için adalet zaten en başta dağıtılamamıştır.

Üniversitelerde afiş asan bildiri dağıtan üniversitelilere her türlü baskı uygulanıp bu üniversitelilere kimi zaman parasız, bilimsel eğitimi, kimi zaman barışı, kardeşliği, kimi zaman “adaleti” savunduğu için cezalar verilirken adalet zaten dağıtılamamıştır.

Henüz iki yıl önce Ankara üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde ellerinde sopalarıyla silahlarıyla, içlerinden bazılarının Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olduğu faşist bir güruh üniversitelilere ölüm tehditleri saçarken, bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmadığında adalet zaten dağıtılmamıştır.

Üniversitelerde laikliği savunduğu için, sıra arkadaşlarına gazete verdiği için, 8 Mart’ta kadına şiddete, tecavüze  karşı kampüslerinde yürüdükleri için, ihraç edilen akademisyenleri, hocalarını savunduğu için üniversitelilere uzaklaştırma cezaları yağdırıldığında adalet zaten dağıtılamamıştı.

Bunların sonucu olarak afişlerin, pankartların, en demokratik, en barışçıl söylemlerin dahi cezalara konu olduğu üniversitelere sopalar, bıçaklar, silahlar sokulmuş, Ceren Damar’ın ölümüne sebebiyet veren zihniyetin temelleri burada sağlamlaştırılmış adalet yine dağıtılamamıştır.

Başta suçun işlendiği yerde yani üniversitelerde bu kadar adalet dağıtılamamışken, bu suçu işleyenin  bir adalet dağıtıcısı adayı olması garipsenecek bir durum değildir.

Hal böyleyken Ceren Damar’ı öldüren şahıs sırf yukarıda bahsini ettiğimiz iktidar tarafından niteliksizleştirilen  üniversitelerde hukuk fakültesi okuyor diye olayı şaşkınlıkla seyretmemek lazım. Nitekim tıpkı Ceren Damar gibi sokak ortasında öldürülen, katledilen kadınların katillerine teşvik edercesine  “adalet dağıtan” cübbeliler de bizzat hukukçuydu. O yüzden mesele yalnızca hukukçuda ya da hukukçu adayında bitmiyor. Hukukun, düzenin, sistemin kendisinde bitiyor.

Tabi ki bütün bu adalet sorunsalının müsebbibi doğrudan yalnızca hukuk kurumunun özneleri değil sistemin, mevcut hukukun kendisidir. Yani suçlu olan mevcut hukukun ta kendisidir. Adalet dağıtması gereken bütün mekanizmalar, yargı organları, asıl adaletle terbiye edilmesi gereken kurumlar haline gelmiştir.

Yani sanık kürsünün kendisidir. 

Çünkü;

Adalet dağıtacak hakimin tokmağı iktidarın sopası olmuş, yargıçların cübbeleri aynı iktidarın kirli ilişkilerini örtmüş, ve yüzlerce, binlerce avukat insan haklarını savunduğu için insani haklarından bizzat yargı tarafından mahrum bırakılmıştır.

Mahkeme salonları, sonucu çoktan belli olan davaların görüldüğü, kulaklara fısıldanan kararların bir kaç cübbeli tarafından sesli dillendirildiği birer iktidar organizasyonu haline gelmiştir.

Yani dememiz o ki; adalet dağıtacak mekanizma, garabet dağıtmaktadır.

İddia-tespit-müeyyide gibi yargının temelini oluşturan ve onu diğer kurumlardan ayıran temel işlemler, çöpe atılmış, bunun yerine yargıçlar, savcılar miting meydanlarından yükselen sese kulak kabartmıştır.  Nitekim birileri Müjdat Gezen ve Metin Akpınar için hesabı sorulacak dedikten sonra, savcı sabah kalkar kalkmaz sanatçıların tepesine binmiş, hesap sormaya çalışmıştır. Bütün hukuki müesseseler bir tek adamın dudakları arasında toplanmış, ağzından çıkan her kelime hakimler için kanun, savcılar için direktif haline gelmiştir.

İşte tüm bu sebeplerden ötürüdür ki; pozitif hukuk  işleyemez durumdadır. Zaten pozitif hukuk tanımı gereği yürürlükte olan hukuktur. Ancak yürümekte olan bir hukuk dahi kalmamıştır. Kurumlar çürümeye bırakılmış, ilkeler ortadan kaldırılmış, temel hak ve hürriyetler askıya alınmıştır.

Peki durum böyleyken, adalet dağıtıcısı yetiştiren hukuk fakültelerinin mahiyeti nedir diye sormak lazım?

Hukuk kurumlarının bu şekilde işlevsizleştirildiği, cübbelerin iliklendiği, savunmanın susturulmaya çalışıldığı bir ortamda yine bu kurumlara hukukçu ‘yetiştiren’ ve hukuk bilimini üretmesi gereken hukuk fakültelerinin durumu yukarıda bahsettiğimiz yargı mekanizmalarından farksız hale getirilmiştir. Hukuk bilimini üretecek olan fakültelerde, başkanlık sistemi meşrulaştırılmaya çalışılmış, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan Kanun Hükmünde Kararname’lerin bilimsel tartışmalara konu olmasının önüne geçilmiş, hukuk öğrencilerinin dahi var olan hukuksuzlukları eleştirmesine müdahale edilmiştir.

Sonuç olarak bugün üniversitelerde hukuk fakültelerinde eğitim görmekte olan adaylar mezun olduklarında “ “hukukun üstünlüğüne” inanan, insan haklarını savunan, objektif kararlar verebilme yükümlülüğünü omuzlarında hisseden birer hukukçu olmaları için mi eğitim görmektedir, yoksa iktidar sahiplerinin kararnamelerini eksiksiz uygulayan, yukarıda bahsedilen adalet dağıtamayan kurumların birer memuru olmak için mi?

Nitekim iktidarın istediği ve işaret ettiği hukukçu adayı son söylediğimiz memur adayı profilidir, durum böyleyken birileri için savcı olmak yargıç olmak kolay ama hukukçu olmak zor. 

Bu yüzden bugün hukuk fakültelerinde yalnızca bir söylem olarak dillerden düşmeyen, hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı gibi kavramlar, gerçek ve olması gereken bir hukukçu kimliğiyle yeniden inşa edilmeli, hukuk öğrencileri bu inşa sürecinde en ilerici role sahip olmalıdır. Ancak bu şekilde olması gereken hukuk düzenini yaratabilir ve olmak istediğimiz hukukçu adayları olabiliriz.

İşte bizler, yani bu memlekette insan haklarını, ifade özgürlüğünü, barışı, demokrasiyi, toplumcu hukukçuluğu savunan ve bunlar için mücadele etmeye hazır olan hukuk öğrencileri bu ilerici rolümüzle bu memlekette hukukçu olmaya, ezilenlerin, mağdurların, bütün toplumun, halkın hukukçuları olmaya adayız.

*KTÜ Öğrenci Kolektifi

Çok okunanlar

Haberler

Bu ülkeyi bizden başkası yönetemez! Osman Çokaman*

Darbe, OHAL, gözaltılar, tutuklamalar derken her şey hızla akıp gidiyor. Birileri görevden alınıyor, uzaklaştırmalar, ilişiği kesilenler, “kurunun yanında yanan yaşlar” devletin ortadan kalktığı bir durumu yaratıyor. Herkes farkında ve her Devamı

No Picture
Haberler

AKP’lilerin ‘padişahına’ Kolektifler’den protesto

Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme metrobüs hattına katılan Başbakan Erdoğan’ı AKP’liler ‘Son Osmanlı Padişahı” diye karşıladılar. Aynı törende Öğrenci Kolektifleri, ulaşımın pahalılığı ve ödenmeyen belediye bursları nedeniyle Erdoğan’ı protesto etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Devamı

No Picture
Haberler

Öğrenci Kolektifleri, harç zamlarına karşı gece nöbetinde

Öğrenci Kolektifleri tüm Türkiye’de harçlara karşı nöbet tutuyor. Üniversiteliler, “Harç zamları geri alınana kadar bize uyku yok” diyor. Ankara’da Yüksel Caddesi’nde nöbet tutuluyor YÖK’ün üniversite harçlarını artırması üzerine üniversitenin gerçek Devamı

casino metropol casino maxi