Yap-işlet-devret: Yandaşı İhya Et – İktisada Çıkış ekibi (Üniversiteli Gazetesi)

İşçilerinin içinde bulunduğu koşulları, yayınladıkları talepleri, sadece yaşam hakkı istedikleri için gözaltına alınmalarını gördük 3. Havalimanı inşaatında. Yok ettiği onlarca habitatı, kuruttuğu yüzlerce göl ve gölet, bölgenin doğal yaşamını geri dönülemez biçimlerde baştan sona değiştirmesi zaten bu projenin ilk ortaya çıkışıyla birlikte iş cinayetlerinde yüzlerce işçi hayatını kaybetmeden söyleniyordu. Sadece 3. Havalimanı için değil havalimanının da dahil olduğu son dönemin furyası olan bütün “mega projeler” için bu çaba gösteriliyordu.

Bunca itiraza rağmen proje konusundaki ısrar ve inat merak ediliyor tabi. Cevap çok da uzakta değil. Sıcak para temelli yapay büyümeye dayalı bir sürecin ardından faiz politikalarının FED’in tersine dönmesi, TL’nin diğer kurlar karşısında giderek kırılgan bir hale bürünmesine paralel olarak işsizlik ve enflasyon artıyor. Büyüme hızındaki düşüş ve durgunluğa evrilen süreçte şirketlerin güvensizlik ortamında art arda ilan ettiği konkordatoları düşündüğümüzde ısrarın sebebi biraz daha anlaşılıyor.

Sadece Türkiye’de değil dünya için de “mega projeler” benzer bir misyon üstleniyor.1 Temel amaç ekonominin tıkanan damarlarına sert darbeler vurarak akışı devam ettirmek. Bu projelerle çözülmeye çalışılan asıl şey; üretim anlamında kayda değer bir varlık gösteremeyen neoliberal kapitalizmle şekillenen ülke ekonomisinin, mal varlıkları spekülasyonundan ve yatırım yapılacak yeni varlıklar yaratılmasından doğan piyasa döngüsüyle işliyormuş gibi görünme amacından doğmakta. Sermayenin ilk döngü halkası olan sanayi üretiminden doğan birikimin daha fazla kâr elde edilecek bir alan bulma krizi, bizim gibi ülkelerde tekrar sanayiye yatırım olanağı ve altyapısı olmayışından kaynaklı en verimli alan olarak doğal ve el değmemiş alanların talanıyla kârlılığını amaçlıyor. Türkiye ve benzer tarzda dünyanın diğer alanlarında görülen en uzun/geniş/büyük/modern vb. sıfatlarla türetilen yapıların son dönemde patlama yapmış olması bu durumu daha iyi açıklıyor.

 

Bu şartlar altında 3. Havalimanı hangi ilişkilerin toplamı?

Ülke tarihinin en büyük ihalesi olan 3. Havalimanı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından, Yap-İşlet Devret modeli ile 3 Mayıs 2013 tarihinde ihale edildi. Cengiz – Kolin – Limak – MAPA – Kalyon Ortak Girişim Grubu tarafından, 10 milyar 247 milyon Euro maliyet, 22 milyar 152 milyon Euro ihale bedeli ile aldı. Havalimanı işletme süresi şartlar dahilinde 25 yıl olarak sabitlendi.

Proje için uluslarası kurumlar kredi verme tekliflerini geri çevirdi. Firmaların kredi problemi yine devlet tarafından çözüldü. 1 milyar 480 milyon Euro ile büyük kısmını Ziraat Bankası’nın üstlendiği kredi paketine Halkbank ve Vakıfbank 960’ar milyon Euro kredi desteği oluşturdu. Kamu bankalarının kaynak sıkıntıları, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan bankalara 11 milyar TL aktarmak gibi usulsüz şekillerde halledilmeye çalışılırken risk oranları tartışmalı olan bu projeye bankaların anında kredi vermeye hazır oluşu sürecin en başından aksak başladığının göstergesiydi.

Normal şartlarda projenin ihalesinin gerçekleşmesi ve arsa tesliminden sonra 42 ay içerisinde inşaatın bitişi ve 25 senelik kira süresinin başlayarak firmanın devlete senelik 1,45 milyar Euro işletme kirasını ödemeye başlaması gerekiyordu. Proje için anında kredi kaynağı oluşturan kamu kuruluşları, söz konusu arsa teslimi olduğunda 2 sene gecikmeyle ancak 2015’te teslim işlemini gerçekleştirdi(normal şartlarda 1-2 ay içerisinde gerçekleşen bir süreç). Bu süre içinde 2 senelik gecikme 2,9 milyar Euro kira ödemesinin de gecikmesine yani kamu kaynaklarından topluma ayrılmayacak eksik bütçe anlamına geliyor.

Benzer şekilde usulsüzlükler ihale sonrası da devam etti. Uçuş güvenliği için 90 metre yukarı inşa edilmesi gereken uçuş pistlerinin yükseklikleri, ihale sonrasında uçuş güvenliği hiçe sayılıp 60 metre olarak değiştirilerek firmanın 2,5 milyar Euro daha az gider yapmasına olanak sağladı.

Sadece bu iki alanda firmalar için 5,4 milyar Euro’luk avantaj sağlayan başlıklar, aynı seviyede kamu kaynakları için zarar anlamı taşıyor. Hâlihazırda toplam maliyeti 10,2 milyar Euro olan proje daha inşaat başlamadan kamu için maliyetinin yarısı kadar zararla yandaşlar için hazır lokma haline getirilmişti.

İnşaat sürecinde “mega projelerin” sonuçlarını yorumlayan uzmanlar bu işin de diğer projeler gibi, hazineden yani halkın cebinden çıkan paralarla fonlanacağını söylemişti. Buna karşılık yetkililer hazinenin projeyi asla fonlamayacağını duyurdular her yerde. Fakat diğer projelerde de görülen talep garantisi burada da devreye girdi. Nitekim Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) garanti bedeli hesaplamasında, normalde 15 dolar olan yolcu hizmet bedelini 20 Euro’dan hesapladı. 12 yıl boyunca belli limitin üstünde yolcu havalimanını kullanmadığı takdirde,  6.3 milyar Euro DHMİ garantisi mevcut. Eğer yolcu sayısı fazla olursa, fazla olan ücret firmalar tarafından DHMİ’ye geri ödenecek. Lakin bu garantiler, ekonominin en az yılda yüzde 4-5 dolayında büyüyeceği varsayımıyla veriliyor. Oysa Türkiye, bu projelerin ihale edildiği 2013-2014’ten bu yana düşük büyüme patikasına inmiş ve ortalama büyüme yüzde 2.5-3 bandına düşmüş durumda. Önümüzdeki yıllar için umulan yüzde 5 büyüme hedefleri ise çok gerçekçi görünmüyor. Yani ihaleyi alan gruba garanti veren DHMİ, yolcu sayılarının yetmediği durumlarda ödemeyi yapacak. Trajik olan kısımsa DHMİ’nin, net işletme sermayesi 2009 yılında 386,7 milyon TL iken, 2010 yılından itibaren negatif seviyede seyretmeye başlamış; son dört yılda sırasıyla -146,3 milyon TL, -398,5 milyon TL, -708 milyon TL ve -942 milyon TL olarak gerçekleşmiş durumda. Yani hazinenin projeyi fonlamayacağı bir açıdan doğru, ancak DHMİ’nin hazine tarafından fonlanacağı ve bu ödenmeyen ücretlerin halkın cebinden çıkacağı gerçeğiyse madalyonun öteki yüzünü gösteriyor.

  1. havalimanı üzerinden rant planları sadece bu projeyle sınırlı değil elbet. Tüm bu projenin fonlanması, işleme konulması ve düzenlemelerin tek gecelik kararlarla yapılmasında önayak olan Erdoğan iktidarı da, bu mekanizmayla uygun hareket edip gerek bu yağma ortamında payını alarak, gerekse de kendi çevresine bu pastayı sunarak en uygun ortamı hazırladığı bir tablo şaşırtıcı olmuyor. Sermayenin ve sistemin krizinin çözümü için, devlet organizasyonu da baştan aşağı buna uygun olarak düzenleniyor. Bu düzenlenmeyse inşaat şirketleri için uzun zamandır avantaj sağlıyordu zaten. İnşaat patronları ile AKP hükümetinin çıkar ortaklığı Cengiz İnşaat hakkındaki Meclis araştırması AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmesinden hatırlanıyor. 2010 yılında Cengiz İnşaat’ın 422 milyonluk vergi borcunun bir anda silinmesi de hala hafızalarda. Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ın da ortaklarından olduğu Kolin İnşaat Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanlığı döneminde otoyol ihalelerinin pek çoğuna sahip olmuştu.

Erdoğan’ın 10 Kasım’da yaptığı açıklamada  “Muasır medeniyetin üstüne çıkmak lafla olmaz, İstanbul Havaalanı gibi eserleri yapmakla olur.” diyordu. Tam da bu haliyle İstanbul Havalimanı üzerinden dönen bütün pazarlıklarla birlikte çevre ve işçi katliamı, yandaşlara verilen paylar, krizin kimler için fırsata dönüştüğünün ve bu “fırsatın” kimlerin cebinden ödendiğinin gerçekleriyle birlikte Erdoğan ve çevresinin iktidar profilini önümüze seriyor.

Dipnot:

1)G20 hükümetleri, Kasım 2014’de, dünya üzerindeki büyük altyapı yatırımlarına (kamu ve özel) uygun ortamı hazırlamak üzere, Küresel Altyapı İnsiyatifi’ni kurdular. Çok kısa bir süre önce IMF ile birlikte 7 önemli kalkınma bankası, ortak bir duyuruyla altyapı yatırımları için yıllık 130 milyar dolar finans sağlayabileceklerini bildirmişti.

 

Çok okunanlar

No Picture
Haberler

Artvin Çoruh Üniversitesi’nde ÖGB ve jandarma terörü

Artvin Çoruh Üniversitesi Seyitler kampüsünde Tekel direnişine destek için bildiri dağıtan, Öğrenci Kolektifleri’nden üniversitelilere özel güvenlik birimleri ve jandarma saldırdı. Kampüsün çeşitli yerlerinde Tekel işçileri ile dayanışma içerikli bildiriler dağıtan Devamı

No Picture
Haberler

Halkın yaz okulu var

“Okumuş insan halkının yanındadır” diyen İstanbullu Üniversiteliler bu yıl ikinci kez kentin yoksul mahallerindeki çocuklarla buluşuyor. Öğrenci Kolektifleri bu yıl ikinci kez gerçekleştirdiği “Okumuş insan halkının yanındadır” kampanyası ile İstanbul’un Devamı