Yükselen öfke ve yeni otoriter dalga – Doğukan Gürbey* (İktisada Çıkış)

Kapitalizm her haliyle hiyerarşik bir tarzda, giderek daralan bir halde küçük bir zengin grubuyla birlikte tekelleşip kendi içinde demokrasiyi yok ediyor. Kapitalizm içinde şekillenen demokrasiyse bu ortamda onun yarattığı krizleri yönetme çabası içinde olan bir araç olarak elimizde parçalanıyor”

Dünya henüz Trump’ın başkan seçilmesinin şokunu üstünden atamamış durumda. Durumun bir Black Mirror virali olduğunu düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Bunların arasında dünya siyaset sahnesi otoriter yükseliş  dönemini tekrarlıyor kısa bir aradan sonra. Aslında serbest piyasa otoriterler üretmeye hiç ara vermemişti. Genel olarak “Serbest Piyasa”ya atfedilen “gerçek demokrasi” iddiası ve onun güncel uygulanışı olan neoliberal sistemle birlikte sıkça zikredilen yönetişim ve sivil toplum kavramlarıyla diriltilmeye çalışılan gerçek demokrasiye yakınlaşma hayalleri bir dönem daha kendi kaos ortamını yaratıp tartışmaları ötelemişti. Trump ve Putin gibi, Avrupa’da yükselen sağcı radikal partiler benzeri veya merkezin ötesinde çevrelerde zaten otoritesini hiç kaybetmemiş diktatörlerle birlikte neoliberalizmin demokrasi kavgasında işleri nereye getirebileceğinin göstergesi olarak tekrardan bütün serbest piyasa ve demokrasi ilişkisine dair tartışmalar halının altından çıkıp önümüze dökülmüş durumda.

Kitleler neden bu kadar sert liderler istiyor? Öfkeli kalabalıkların dillerinde sürekli mültecileri karalayan sözler. “Onlar da insan ama bazıları yediği kaba tükürüyor”-“Bunlara bizim vergilerimizle sürekli yardım parası veriliyormuş”lar. Bu denli öfkeli kalabalıkları anlamak için onların gündelik yaşamlarına göz atmak, daha makro haliyle onların gündelik yaşamlarını şekillendiren ekonominin kendisine de bakmak lazım. Kapitalizmin bugün tamamen tekelleşen ve dünyayı bölüşen şirketlerle belirginleşmiş yapısı tepeden tabana doğru gelir adaletsizliğini keskin hatlarıyla şekillendirmiş  ve şekillendirmeye devam ediyor durumda. Bu haliyle herhangi bir küresel ölçekli ekonomik gerileme ve amiyane tabirle çeşmenin suyunun azalması ilk olarak tabanı oluşturan büyük halk kitlelerine, ulaşım, sağlık, eğitim, barınma vb. gündelik yaşamın en belirgin hayati ölçeklerinin kısıtlanması olarak yansıyor mevcut haliyle. Öfkenin nereden oluştuğunu anlamak bu noktada bize çözümün yol haritası için ilk ve en önemli kaynağı oluşturuyor.

1.Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve siyasal tarihte derin bir yarık oluşturan faşizmler kuşağının varoluşu da kitlelerin öfkesi temeline dayandırılabiliyor bir ölçüde. Nazizm öncesi Almanya’sı da çok yaygın haliyle ekonomik krizin şekillendirdiği bir toplumsal yapının ortasında filizlenmişti. Paralarının değersizleştiğini gün ve gün yaşayarak, ekonomik çöküşlerini canlı olarak izleyen halk için gündelik öfke sürekli üretilip, birikiyordu. Hitler nazizmi tam da böyle bir ortamda Alman burjuvazisinin (aslında temel gücünü buradan alarak) ve halkın bir bölümünün desteğini alarak kendi egemenliğini oluşturma yoluna koyulmuştu.

Bugünün ekonomik şartları aynı değil elbet. Hitler’den sonra ekonomik yapı çokça değişti. Kapitalizm, son keşfi olarak azalan kar oranlarını artırmak için, özel sektörün kamusal hizmetleri üstlendiği, devletin müdahaleciliğinin giderek kısıtlanmaya çalışıldığı neoliberalizmi ortaya atmıştı. Geçtiğimiz 40 yılda neoliberalizmin şartları da dev tekellerin kar hırsını doyurmaya yetecek hızla devam edemedi. Bugün aynı sistemin krizlerinin tekrardan büyük toplumsal kesimlerin gündelik yaşamını kısıtlamaya başladığı günleri sıkça yaşıyoruz.

Bugün de faşizm öncesi Avrupa şartlarına benzer biçimde ekonomik problemlerin kızgınlaştırdığı kitleler büyüyor. Bugünün dünyası da ilk olarak toplumun tabanının temel haklardan yoksun kaldığı koşulları yaratıyor. Avrupa da sütten ağzı yanmış biçimde bu öfkenin nerelere dönebileceğini ve nasıl potansiyeller barındırdığının farkında. Lakin bugünün öfke patlamalarında öncekinden farklı olarak Avrupa burjuvazisi faşizme meyletmede daha temkinli. Aynı koşullar içinde bu mekanizma “koşullu şartlanma” benzeri bir denkleme dönüşmüş durumda çoktan. Deneyimli Avrupa’da toplumsal öfkenin iktidara yönelme çabaları(klasik Avrupa demokrasisini aşacak bir faşist biçime) çok sert biçimlerde eziliyor dahası zaten bugünün neo-faşist hareketleri düzen yıkıcı bir tarzdan uzaklaşmış haliyle kendini somutluyor zaten.

Bir açıdan yoksulların öfkesinden doğup mevcut şartları içinde ulusçulukla mayalanan ve geniş araçları kullanarak sistematik bir hale dönen faşist hareketlerin veya buna meyleden öfkenin kendisi de bir çözüm yolu olabilir mi diye analiz gerektirmektedir. Bugünün Avrupa’sında ve Dünya’da yükselen aşırı sağ çözümü hala sömürülenlerin daha farklı gruplarına saldırarak çözme arayışında. Çelişkiyi yaratan noktaysa, sorun azınlık gruplarının daha da kötü şartlarda çalışıyor olmalarından veya daha az parayla idare etmeyi kabul ediyor olmalarından kaynaklanmaması. Asıl problemli kısım,  yaratılan bütün zenginliği daha da artan bir biçimde kendi yönetimine toplamaya çalışan azınlık bir grubun, artan hırsını doyurma isteği.

Kapitalizm her haliyle hiyerarşik bir tarzda, giderek daralan bir halde küçük bir zengin grubuyla birlikte tekelleşip kendi içinde demokrasiyi yok ediyor. Kapitalizm içinde şekillenen demokrasiyse bu ortamda onun yarattığı krizleri yönetme çabası içinde olan bir araç olarak elimizde parçalanıyor. Çözüm diye sunulan her dönemin araçları başka bir yıkımın temel kaynağı oluyor.

*Kocaeli Öğrenci Kolektifi

Çok okunanlar