Yükselen sese kulak verelim: “Üniversiteler bizimdir!” – Mustafa Avcıoğlu*

Eğitimde problem niceliksel ise bunun çözüm yolu bu kurumları bölmek değil, gerekli desteğin ve her türlü girişimin önünün açılması, gerekli olanakların sağlanmasıdır. Bilim düşmanlarına ve diplomasız diktatöre duyurulur; üniversite amip değildir, bölünerek çoğalmaz!

Yakın zamanda gündeme gelmiş olan ve birçok öğrenci ve akademisyence tepkiyle karşılanan 19/04/2018 tarihli ”Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile içlerinde İstanbul Üniversitesi gibi köklü bir üniversiteyi barındıran birçok üniversite bölünmek istenmektedir. Bu kanun tasarısının vücut bulmasıyla hala uluslararası anlamda yüksek niteliğe kavuşamamış üniversitelerde üretilen bilgiye de ket vurulacaktır.

Üniversiteler tanımı gereği gerçekleri arayan, bilim üreten, bilim yayan, en üst düzeyde araştırma ve eğitimin yapıldığı, içerisinde fakülte, yüksekokul, enstitüleri ve araştırma merkezlerini barındıran ve olmazsa olmazı özerk bir yapıyı barındıran kurumlardır. Üniversiteler ve içlerinde barındırdığı gençlik, toplumun ve insanlığın ışığı, ilerleten dinamosu, her dönemde sorunlara çözümler üreten ve bunu bilimle, akılla yapan çözüm kaynağıdır. Bilimi ve aklı kullanması da onu diğer yapılardan, cemaatlerden ayıran temel noktasıdır. Bu özelliğini de özerkliğinden alır.

Ülkemizde eğitimde gelinen son nokta ortadadır. Her gün gerilemeye devam eden verilen eğitimin düzeyi, özel okulların hızla artmasıyla parasız eğitimin kaybolması, müfredat değişiklikleriyle bilimsel ögelerin okullardan uzaklaştırılması ve niceleri. Üniversitelerin bölünmesinin ve bununla beraber akabinde yeni vakıf üniversitelerinin kurulmasının yukarıda sayılanlardan hiçbir farkı bulunmamaktadır. Bu düşünceyle birlikte zikredilen üniversitenin niteliği yine kan kaybedecektir. Üniversiteler sadece devlet binaları değillerdir, her bir üniversite kendi içinde az çok belli bir kültür ve tarih ihtiva etmektedir. Bölünmeyle birlikte her üniversite kendi özelinde kimliğini kaybedecektir. Bu uygulamanın getirisi nemrut, adeta rutin devlet işlerinin yapıldığı yer izlenimini veren ancak kapısında ”… Üniversitesi” yazan binalardır.

Bu taştan binaları canlı kılan, onlara anlam kılıfı giydirenler betondan duvarlar değil, onun içinde barınan insanlar ve meşgul oldukları işlerdir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde bir hocamızın sesine kulak vermek bile o taştan binalara asıl anlamını katan şeyin ne olduğunu göstermektedir. ‘’56 yaşındayım acı çekiyorum. Bir şey oluyor varlığınız elinizden alınıyor, ürettiğiniz bütün iyilikler elinizden alınıyor. Geleneğiniz, varlığınız yok ediliyor. Buna karşı çıkmanız, sahip çıkmanız lazım. Burası sizin’’  Evet, burası bizim, üniversite bizim. Bu yüzden bu eğitim kurumlarının gerçek sahipleri oraları canlandıran ve ortaya çıkan varlığın emek sahipleridir. İşte bundandır ki üniversitelerle ilgili yapılacak bir değişiklik, alınacak herhangi bir küçük karar dahi bu insanların izni dışında, onlara danışılmadan yapılamaz. Üniversitelerin bölünmesi devlet büyüklerinin değil, gerçek sahiplerinin bileceği iştir.

Yasa tasarısının amacı üniversitelerde eğitimin niteliğini yükseltmek ve bilimin üretimini arttırmak olsaydı ilk çözümün üniversiteleri özerk demokratik alanlar haline getirecek maddenin eklenmesi olmalıydı. Amaç üniversitelerin önünü açmak olsaydı nice akademisyene ve öğrenciye ifade özgürlüğü hakkını zorluksuz kullandırıp onların taleplerine kulak vermek olurdu. Eğitimde problem niceliksel ise bunun çözüm yolu bu kurumları bölmek değil, gerekli desteğin ve her türlü girişimin önünün açılması, gerekli olanakların sağlanmasıdır. Bilim düşmanlarına ve diplomasız diktatöre duyurulur üniversite amip değildir, bölünerek çoğalmaz!

*İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrenci Kolektifi

Çok okunanlar